Misyonum Sağlık ve BeslenmeBilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Cloudberry

Cloudberry nedir?

Cloudberry, bilimsel olarak Rubus chamaemorus olarak bilinen bir köksaptan elde edilen lezzetli bir meyvedir. Pek çok insan cloudberry'ye aşina değildir çünkü bunlar esas olarak kutup veya dağ ortamlarında ve ayrıca kuzey yarım küredeki boreal ormanlarında yetişir. Rusya, Kuzey Avrupa, İskandinavya, Britanya Adaları, Newfoundland, Kanada ve Alaska'nın bazı bölgelerinde yaygın olarak yetiştirilmektedir. 

Cloudberry'nin temel sağlık yararları arasında kardiyovasküler hastalıklara karşı koruma, vücudu detoksifiye etme ve bağışıklık sistemini güçlendirme yeteneği yer alır. Ayrıca yaşlanma belirtilerini yavaşlatmaya, dolaşımı uyarmaya, diyabeti önlemeye ve sindirimi iyileştirmeye yardımcı olur. Cloudberryler ile ilgili en iyi şey sıra dışı görünümleri olabilir, ancak aynı zamanda diğer bazı meyvelerin sağladığı çok miktarda fruktoz içermeyen etkileyici bir C vitamini kaynağıdır. Cloudberry aynı zamanda bir meyve için protein açısından çok zengindir.

Clouberry'den yapılan meyve suyu kalitelidir ve sağlığa önemli ölçüde fayda sağlayabilecek vitamin, mineral ve organik bileşiklerin (özellikle ellagik asit) zenginliğinden dolayı mutfakta farklı çeşitlerde kullanılmaktadır. Bu meyveler genellikle şekerlemelerde, reçellerde, alkollü içeceklerde ve diğer çeşitli unlu mamullerde kullanılır. Çiğ olarak da yenebilir, ancak tatları oldukça ekşi olduğu için genellikle şekerli tarifler olarak kullanılırlar. 

Bağışıklık

Cloudberry'deki C vitamini ve A vitamini içeriği ile birlikte içerdiği diğer moleküller sayesinde  bağışıklık sistemi için çok faydalı olduğu bildirilmektedir. C vitamini, beyaz kan hücrelerinin üretimini uyarır ve vücuttaki serbest radikalleri nötralize eden bir antioksidan görevi görür. A vitamini benzer şekilde, cildi ve gözleri yaşlanmaya karşı koruyan antioksidan görevi gören karotenoidlere sahiptir.

Dolaşım Sistemi

Cloudberry, demir gibi birçok faydalı mineralle doludur. Demir içeriği, kırmızı kan hücresi üretiminde önemli bir bileşen olduğu için dolaşım için özellikle önemlidir. Diyetinizde yeterince demir varsa, anemi geliştirme şansınızı azaltacaksınız.

Kalp sağlığı

Cloudberry, çoğu meyvenin omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinden yoksun olduğu benzersiz bir içeriğe sahiptir. Cloudberry'deki içerikler sayesinde HDL veya iyi kolesterolle birlikte total kolesterol seviyenizi dengelemenize ve kardiyovasküler sisteminizdeki yükü azaltmanıza yardımcı olabilir.

Detoksifikasyon

Uzun süredir idrara çıkmayı teşvik etmek için idrar söktürücü olarak kullanılmıştır. Vücudu tehlikeli toksinlerden korumaya yardımcı olur ve fazla suyu, tuzu ve hatta yağı yok eder. Ayrıca bu meyve ile vücudunuz düzenli olarak kendini temizler ve karaciğer ve böbrekler üzerindeki baskıyı hafifletmeye yardımcı olur.

Antioksidan

Cloudberry'deki C vitamini dışında, ellagik asit gibi bazı güçlü fitosteroller ve karotenoidler vardır. Bunlar yaşlanma sürecini yavaşlatmak, kırışıklıkların görünümünü azaltmak ve kronik hastalık riskini azaltmakla ilişkilidir. Cloudberryler ayrıca doğada antibakteriyel ve antiviral kimyasallara sahiptir ve bu da onu çok önemli bir meyve yapar.

Sindirim

Cloudberry'deki diyet lifi içeriği, sindirim sistemini optimize etmek için idealdir. Lif, kabızlık, şişkinlik, kramp ve mide ülseri gibi diğer ciddi durumları azaltan peristaltik hareketi destekler. Ek olarak, vücuttaki insülin reseptörlerini düzenlemeye yardımcı olur. Kan şekerinin düzenli olarak kana salınmasını ve diyabet kontrolünü sağlar. Cloudberry'deki fenolikler ayrıca gastrointestinal patojenlerin gelişimini de engeller.

Kemik Sağlığı

Cloudberry, vücut tarafından kalsiyum alımını arttırdığı için kemik sağlığının önemli bir bileşeni olan magnezyum açısından zengindir. Bu, osteoporozu önlemeye ve kemikleri sağlıklı tutmaya yardımcı olabilir.

Genellikle alerjen olarak bilinmez, ancak cloudberry, hassas insanları etkileyebilecek benzersiz bir besin ve asit kombinasyonuna sahiptir.

Cloudberry, bulut benzeri bir şekle sahip amber-turuncu bir meyvedir. Bulut üzümü olarak da adlandırılır.


Botoks

Botoks nedir?

Botoks (botilum toxin) aslında Allergan firmasının sahip olduğu bir markanın adıdır. Clostridium botulinum bakterisinin toksininden elde edilen bir üründür. Dysport (abobotilinum toxin A) gibi başka markalar da var. Botoks, kas aktivitesini azaltmak için doğrudan motor nöronlara etki eden bir nöromodülatördür.

Botoks nasıl çalışır?

Botoks, sinirlerden gelen sinyalleri bloke ederek çalışır. Enjekte edilen kas kasılmaz ve bu da kırışıklıkların gevşemesini ve yumuşamasını sağlar. Bu, Botoks'u göz kenarındaki kırışıklıklar, kaşlar arasındaki kırışıklıklar ve alındaki yatay çizgiler için ideal hale getirir.

Önleyici Botoks nasıl çalışır?

Botoks sinirlerden gelen sinyalleri bloke ederek çalışır ve enjekte edilen kas kasılmaz. Düzenli enjeksiyon sonucunda ürün yıpransa bile yüz, kas hareketlerinden kaçınacak şekilde eğitilir. Bu, gelecekte kırışıklıkların oluşmasını önler. Küçük yaşlardan itibaren bu kasların kullanımını yavaşlatmak, zamanla derin çizgilerin gelişmesini engelleyebilir. Hastaların maksimum etkinlik için Botoks enjeksiyonlarına başlamak isteyebilecekleri belirli bir yaş belirlemek mümkün değildir, çünkü kişiden kişiye değişebilir. 

Unutulmaması gereken en önemli nokta, Botoks enjeksiyonlarının tıbbi işlemler olduğu ve profesyonel olmayan enjektörler olduğu ve Botoks denilen partilerden kaçınılması gerektiğidir. Botoks, eğitimini almış özellikle sağlık profesyonelleri  tarafından enjekte edilmelidir. 

Hem Dysport hem de Botox enjeksiyonları, orta ila şiddetli yüz hatlarına sahip 18 yaş ve üstü sağlıklı yetişkinlere yöneliktir. Doktorunuz tıbbi geçmişinizi gözden geçirecek ve iyi bir aday olup olmadığınızı belirlemek için size bazı sorular soracaktır. 

Genel bir kural olarak, aşağıdaki durumlarda her iki prosedür için de aday olmayabilirsiniz:

Hamile

Botulinum toksin duyarlılığı öyküsü 

Süt alerjisi var

Cilt bozuklukları 

Kalın bir cilt

65 yaşın üzerinde

Bazı ilaçları kullananlar (Birkaç ilaç, enjeksiyonlardaki bileşenlerle etkileşime girebilir. Bunlara kan sulandırıcılar ve kas gevşeticiler dahildir.)

Enjeksiyonlar ayrıca Parkinson hastalığı için kullanılan antikolinerjikler gibi kaslarınızı etkileyen bazı ilaçlarla etkileşime girebilir.

Botoks yaptırmadan önce; almakta olduğunuz herhangi bir mevcut ilacı kullanmayı bırakmadan önce doktorunuza danışın. Reçetesiz olsalar bile aldığınız tüm ilaçları ve takviyeleri doktorunuza söylemeniz botoks öncesi önemlidir.


Dysport uygulamaları sonrasındaki minör ve majör yan etkiler: 

  • injeksiyon yerinde ağrı
  • göz ve dudak çevresinde şişkinlik
  • kızarıklık ve irritasyon
  • başağrısı
  • bulantı
  • sinüsit
  • üst solunum yolu enfeksiyonları

Botox uygulamaları sonrasında gelişebilecek yan etkiler:
  • kırmızılık
  • şişme
  • hafif ağrı
  • başağrısı
  • uyuşma


Nitrik Oksit

Nitrik Oksit Olmazsa Yaşam Mümkün Değildir, Nitrik Oksit azaldığında ise miyokard enfarktüsü başta olmak üzere inme, bacaklarda ve karın organlarında iskemiler, erektil disfonksiyon meydana gelmektedir. Nitrik Oksit Luis Ignaro ve ark. tarafından tanımlanmış ve bu buluşlarından dolayı Nobel Tıp Ödülü almışlardır. Nitrik Oksit Yaşam Molekülü olarak tanımlanmaktadır.

Vasküler damar endoteli, özelleşmiş hücrelerden (endotelyal) oluşan bir tek tabakadan oluşur. Düz kas hücreleri ile damar lümeni arasında yer alır, endotel hücreleri ara yüzü oluşturur. Endotel hücreleri, fonksiyona bağlı olarak önemli bir elastik kabiliyeti sergileyebilir. Bulunduğu anatomik ortama göre örneğin endotel-beyin bariyerindeki endotel ile  aortayı kaplayan endotel önemli ölçüde farklı işlevsel özelliklere sahiptir.

Bununla birlikte, tüm endotel hücreleri; homeostazis, hemostaz, vasküler geçirgenlik, bağışıklık, damar tonusunun kontrolü, yaralanmalara akut ve kronik cevaplar gibi bir çok işlevi yerine getirir. 40 bin kilometrelik yolun ana orkestra şefidir endotel hücreleri.

Endotel bu işlevlerinin bir çoğunu kritik bir öneme sahip olan Nitrik Oksit sinyal yolağı ile gerçekleştirir. Nitrik oksit güçlü vazodilatör özelliği olan küçük moleküllü çözünür bir gazdır. Damar homeostazını sağlar, anti-inflamatuvar, antioksidandır. 

Endotel disfonksiyonunda nitrik oksit üretimi ve duyarlılığı azalır, damar duvarlarında proinflamatuvar, protrombotik aktiviteler artar. Nitrik oksit üretimi azalması da endotel disfonksiyonunu daha da arttırır ve böylece kısır döngü başlar. Damar elastikiyeti daha da azalır. Endotel altında önce lipitler, kolesterol ve ardından fibröz plaklar oluşmaya ve ateroskleroz meydana gelmeye başlar. Bu kısır döngüyü kırmak için besinlerle alamadığımız ve vücudumuz tarafından yeterince üretilemeyen nitrik oksiti dışarıdan fonksiyonel gıdalarla almamız gerekir. 

Vücudumuzda nitrik oksit üretimini sağlayan 3 tane nitrik oksit sentaz enzimi bulunmaktadır. Endotel, nöronal ve indüklenebilen. L-citruline ve nitrik oksit, L-arginin ve oksijen ile NADPH metabolik reaksiyonlar döngüsü içinde sentaz enzimlerinin katkısıyla bu süreci işletmektedirler.


Dünyada en fazla nitrik oksite sahip olan meyve noni meyvesidir. Güney Hindistan'da yaygın olarak bulunur. El büyüklüğündedir, içi duta benzediği için hint dutu olarak adlandırılır. Tadı ve kokusu iğrençtir. 

Nitrik oksit 40-50 yaşından sonra damarlarımızda oldukça düşük seviyelere inmektedir. Üstüne bir de hareketsizlik, kötü beslenme ve diğer alışkanlıklar eklenince kaçınılmaz son erken geliyor. Dikkatli olalım....


 

Soru

Sorulara Uzman Cevapları:

Soru: Aç kalarak kilo vermek sağlıklı mı?

Mümkün değil. Bu şekilde kaybedilen vücut ağırlığı kas ağırlığı yani yağsız dokulardır. Kas ağırlığı, baş dönmesi, bayılma hissi, kanda ürik asit artışı, uykusuzluk, kansızlık, böbreklerde filtreleme işlevinin yavaşlaması, saç dökülmesi, yorgunluk, kramplar, zihinsel bozukluklar, karaciğer glikojen depolarında azalmaya bağlı kayıplara neden olur.

Soru: Sağlıklı bir yaşam için egzersiz neden önemlidir?

Gelişen teknoloji ile günlük tüketilen enerji minimuma indirilmiştir. İnsanlar daha az yürür, daha az merdivenlerden yukarı çıkar, bunun yerine asansör tercih edilir. Egzersiz, beden ve ruh sağlığını korumak için gereklidir. Düzenli egzersizler obezite, glukoz intoleransı, insüline bağımlı olmayan diyabet, kan lipid ve lipoprotein seviyelerinde azalmaya neden olur, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltır.

Soru: Doğum kontrol hapı kullanımı vitamin ihtiyacını arttırır mı?

Uzun süreli kontraseptif kullanımı B vitamini, folik asit ve C vitamini eksikliği yapabilir. Yeterli sebze, meyve ve tahıl içeren bir beslenme modeli bu eksikliğin oluşmasını engeller.

Soru: Beslenme programına ve diyetisyene kimler ihtiyaç duyar?

Beden imajından memnun olmayan, obezite veya zayıflıkla mücadele edemeyen, öğün atlayanlar, yoğun tempoda çalışanlar, çok seyahat edenler, yoğun egzersiz yapanlar, stresli bir hayat yaşayanlar, kronik yorgunluk hissi yaşayanlar, besinlere karşı takıntılı ve kontrolsüz davranışlar sergileyen, metabolizması yavaş ve az yemekle bile kilosunu kontrol edemeyen, tansiyon ve kolesterolü yüksek olan veya bu risklere yatkın kişiler bir beslenme uzmanı ile en iyi yiyecek ve içecekleri seçebilir ve hayatına uygulayabilir. 

Soru: Beslenebiliyor muyuz? 

Beslendiğimiz pek söylenemez. Karnımızı doyuruyoruz, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ancak, beslenemiyoruz. Maalesef GDO'lu gıdalar, çevre kirliliği, endüstriyel ve radyoaktif kirlilik, gıdaların saklanma koşulları, endüstriyel gıdalar ve fast food tarzı beslenme, stres ve kaygı, koşuşturmaca gibi nedenlere ilaveten bir de son dönemlerde gıdalarımızdaki besin değerlerinin ileri derecede azaldığı araştırmalarla ortaya konulmuş durumdadır. 

Soru: Beslenemiyorsak ne yapabiliriz?

Takviye edici gıdalar, fonksiyonel gıdalar ve canlı gıda özütleri günlük muntazam tüketmek beslenmemizi destekler. Herkesin alması gerekir.

Su

Su içmek için birçok nedenimiz var:

1. Tükürük oluşturmaya yardımcı olur.

Su, tükürüğün ana bileşenidir. Tükürük ayrıca az miktarda elektrolit, mukus ve enzim içerir. Katı yiyecekleri parçalamak ve ağzınızı sağlıklı tutmak çok önemlidir. Vücudunuz genellikle düzenli sıvı alımı ile yeterli tükürük üretir. Bununla birlikte, tükürük üretiminiz, yaşınız veya bazı ilaçlar veya tedavilerin bir sonucu olarak azalabilir.

2. Vücut ısınızı düzenler

Hidratlı kalmak vücut ısınızı korumak için çok önemlidir. Vücut, fiziksel aktivite sırasında ve sıcak ortamlarda ter yoluyla su kaybeder. Teriniz vücudunuzu serin tutar ama kaybettiğiniz suyu geri koymazsanız vücut ısınız yükselir çünkü vücudunuz susuz kaldığında elektrolit ve plazma kaybeder. Normalden daha fazla terliyorsanız, su kaybını önlemek için bol su içmeyi unutmayın.

3. Dokularınızı, omuriliğinizi ve eklemlerinizi korur

Su tüketimi eklemlerinizi, omuriliğinizi ve dokularınızı yağlamanıza ve desteklemenize yardımcı olur. Su tüketimi eklemlerinizi, omuriliğinizi ve dokularınızı yağlamanızı ve desteklemenizi sağlar. Bu, fiziksel aktiviteden keyif almanıza ve artrit gibi durumların neden olduğu rahatsızlığı azaltmanıza yardımcı olacaktır.

4. Terleme, idrara çıkma ve dışkılama yoluyla atıkların atılmasını sağlar.

Vücudunuz terlemek, işemek ve bağırsak hareketleri için su kullanır. ter, sıcak havalarda veya egzersiz yaparken vücut ısısını düzenler. Terin neden olduğu kaybolan sıvıyı doldurmak için suya ihtiyaç vardır. Ayrıca kabızlığı önlemek ve sağlıklı dışkıya sahip olmak için sisteminizde yeterli miktarda su bulunması istenir.

Böbrekler, atıkları idrar yoluyla atmak için önemlidir. Yeterli su alımı böbreklerin daha verimli çalışmasına ve böbrek taşlarının oluşumunun önlemesine yardımcı olur.

5. Fiziksel performansı en üst düzeye çıkarmaya yardımcı olur

Fiziksel aktivite sırasında bol su içmek önemlidir. Sporcular, fiziksel aktivite sırasında yüzde 10'a kadar güvenilir bir vücut ağırlığı kadar terleyebilir. Hidrasyon ayrıca gücünüzü ve dayanıklılığınızı pozitif yönde etkiler. Dayanıklılık antrenmanlarına veya yüksek yoğunluklu sporlara katılırsanız, dehidrasyonun etkilerine karşı daha duyarlı olmalısınız. Yeterli su olmadan yapılan egzersizin olumsuz etkileri, kan basıncında düşme ve hipertermi gibi ciddi tıbbi durumları içerebilir. Aşırı dehidrasyon nöbetlere ve hatta ölüme neden olabilir.

6. Kabızlığı önlemeye yardımcı olur

Kabızlığı önlemenin tek yolu lifli gıdalar değildir. Bağırsak hareketlerinizin yeterli su içerdiğinden emin olmak için su alımınızı sürdürmek de önemlidir. Yeterince su, magnezyum ve lif tüketmiyorsanız, kabızlık yaşama olasılığınız daha yüksek olabilir.

7. İyi bir sindirim sistemi

Uzmanlar, bazılarının inandığının aksine, yemeklerden önce, yemek sırasında ve sonrasında su içmenin, yediğiniz yiyecekleri daha kolay sindirmenizi sağladığını söylüyor. Bu şekilde yiyecekleri daha etkili bir şekilde sindirebilirsiniz. Araştırmalar, vücudun, ister katı ister daha fazla sıvı olsun, gıda ve mide içeriğinin kıvamındaki değişikliklere uyum sağladığını göstermektedir.

8. Besinlerin emilimine yardımcı olur

Su, besinleri sindirmeye yardımcı olmasının yanı sıra, vitaminleri, mineralleri ve diğer besin maddelerini yemeğinizden daha kolay ayrıştırılmasına yardımcı olur. Daha sonra bu vitamin bileşenlerini vücudunuzun geri kalanına kullanım için verir.

9. Kilo vermeye yardımcı olur

Çalışmalar, aşırı kilolu kadınların kilo kaybını içme suyuyla ilişkilendirmiştir. Diyet ve egzersiz yaparken daha fazla su içmek fazla kilo vermenize yardımcı olabilir.

10. Kan oksijen dolaşımını iyileştirir

Su, vücudunuzun her yerine faydalı besinleri ve oksijeni taşır. Günlük su alımınıza ulaşmanız dolaşımınızı artıracak ve genel sağlığınızı olumlu yönde etkileyecektir.

11. Hastalıklarla savaşmaya yardımcı olur

Yeterli su içmek bazı tıbbi durumların önlenmesine yardımcı olabilir. Bunlara kabızlık, böbrek taşları, astım, idrar yolu enfeksiyonu, hipertansiyon dahildir. 

12. Enerjiyi artırır

Su içmek metabolizmanızı harekete geçirebilir. Artan metabolizma, enerji seviyesi üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. 500 ml su içmek hem erkeklerde hem de kadınlarda metabolizma hızını yüzde 30 artırır. Bu etkiler bir saatten fazla sürer.

13. Bilişsel işleve yardımcı olur

Uygun hidrasyon, aşırı bilişsel formda kalmanın anahtarıdır. Araştırmalar, yeterince su içmemenin odaklanmanızı, uyanıklığınızı ve kısa süreli hafızanızı olumsuz etkileyebileceğini gösteriyor.

14. Ruh halinizi iyileştirir

Yeterli su almamak da ruh halinizi etkileyebilir. Dehidrasyon, kaygı ve kafa karışıklığının yanı sıra kaygıya da neden olabilir.

15. Cildi parlak tutar

Yeterli su alımı cildinizin nemli kalmasına yardımcı olur ve kolajen üretimini destekler. Ancak su alımı tek başına yaşlanmanın etkilerini azaltmak için yeterli değildir. Bu süreç aynı zamanda genlerinize ve genel güneş korumasına da bağlıdır.

16. Genel su kaybını önler

Dehidrasyon, vücudunuzdaki yetersiz sudan kaynaklanır. Dehidrasyon çok tehlikeli olabilir çünkü su birçok vücut fonksiyonu için gereklidir. Şiddetli dehidrasyon, beyinde şişme, böbrek yetmezliği, nöbetler dahil olmak üzere birkaç ciddi komplikasyona neden olabilir. Dehidrasyonu önlemek için ter, idrara çıkma ve bağırsak hareketlerini telafi edecek kadar su içtiğinizden emin olun...



Sigara

 Sigara ve Sağlığımız

Dünyada her yıl milyonlarca insan sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Bu rakamlar, önde gelen bir ölüm nedeni olan koroner arter hastalığına neredeyse eşittir. Sigara içmenin halk sağlığı açısından sonuçları, sigara içenlerde nikotin ve tütün kullanımının yol açtığı sağlık sorunları ile sınırlı değildir. Tütün alışkanlığı, sigara içmeyenlerin %37'sini etkilemekte, sağlıklarını bozmakta ve ek sağlık hizmetleri için yeni maliyetler yaratmaktadır.

Kliniklerde bir sağlık sorunu olarak sigara, hasta dosyasındaki kronik sorunlar listesinin başında gelmelidir. Pek çok yerde klinisyenler, bronşit, KOAH, akciğer kanseri ve kardiyovasküler hastalık gibi sigarayla ilişkili hastalıkları araştırdıklarında onları uyarmak için sigara içenlerin hasta dosyalarına bir işaret koymanın doğru olacağını düşünmektedirler. Kulak ve solunum yolu enfeksiyonlarına duyarlılığın artması nedeniyle sigara içen çocukların dosyalarının da işaretlenmesi gerekmektedir.


Sigara dumanındaki en dikkat çekici madde katrandır. Dumanın önemli tehlikesi içindeki kanserojenlerdir. Nikotin ise sinir sistemi üzerinde başka bir etkiye sahiptir ve sigara bağımlılığına neden olur. Nikotin salgılanmasının neden olduğu çeşitli kimyasal maddeler; kalp atış hızını, kan basıncını, kanın pıhtılaşmasını, oksijen tüketimini ve damarların esnekliğini bozar ve spazmını artırır. Sigara dumanında da bulunan maddelerden biri olan karbon monoksit, hücrelerin kandaki oksijeni kullanmasını engelleyen ve solunum yollarında tahrişe neden olan, siliyer aktiviteyi bozan bir maddedir.

Sigaraya bağlı riskler, bireyin sigara içme alışkanlığındaki farklılıklara ve diğer risk faktörlerinin varlığına bağlı olarak değişmektedir. Günde içilen sigara sayısı, inhalasyon derecesi ve sigara içme süresi arttıkça risk artmaktadır. Risk, kişinin düzenli sigara içmeye başladığı erken yaşı ile de doğru orantılıdır.

Dünya Sağlık Örgütü, sigara içen dört kişiden birinin sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü bildiriyor. Tütün içimi ile ilişkili riskler de, solunan sigara dumanı ile yakından ilişkilidir.

Ortaya Çıkan Riskler

Sigara içenlerde, sigara içmeyenlere göre miyokard enfarktüsü veya koroner kalp hastalığından ölüm riski iki katı fazladır. Sigara içenlerde, özellikle aortta sigara içmeyenlere göre daha fazla ateroskleroz vardır.

• Akciğer kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık %85'inin sigara nedeniyle olduğu görülmüştür. Kanser, sigara içenlerde içmeyenlere göre on kat daha fazla gelişir. Sigara içenlerin ayrıca ağız boşluğu kanseri ve özofagus kanseri geliştirme olasılığı beş kat daha fazladır.

• KOAH gelişiminde en önemli faktördür.

Sigara içen annelerin bebekleri normal doğum koşullarına göre ağırlık, boy ve baş çevresi olarak daha küçüktür.



Protein

Proteine tarihsel olarak baktığımızda ilk kez 1840 yılında ders kitaplarında yer alan protein adının Berzelius tarafından kullanıldığını görmekteyiz. Yunanca ilk sırada olmak anlamına gelen “protos” kelimesinden türetildiği ifade edilmektedir.

Aslında, proteinlerin birinci sırada yer alması ve bu şampiyonluğu sonuna kadar hak etmesi gerekir. Çünkü gerçekten vücudumuzda gerçekleşen s
ayısız yaşam fonksiyonu, metabolik faaliyetler, enzimatik faaliyetler vs. gibi bir çok reaksiyon, hücre ve hücre dışı yapıtaşlarının oluşturulması proteinlere bağlıdır ve protein olmadan canlılık olması söz konusu değildir. Yani canlı olabilmek ve sürdürebilmek için proteinlere ihtiyacımız bulunmaktadır.

Her hücrenin yapısal bileşeni olan proteinlerin, enzim reaksiyonlarını hızlandırma, taşıma, depolama, mekanik destek, koordine hareket, sinir hücresi sinyallerinin iletimi, bağışıklık sistemini destekleme, büyüme ve gelişmenin kontrolü, inflamasyonu oluşturma ve önleme, immün reaksiyonlar gibi ilk planda aklımıza gelen birçok fonksiyonu vardır.

Ayrıca proteinler;

* Metabolik hız artışında,

* Kilo vermede,

* Kas kütlesi ve kuvveti artışında,

* Tokluk hissi artışında,

* Kas kaybının önlenmesinde etkindir.

Proteinlerin sadece yediklerimiz gıdalardan değil aynı zamanda saflaştırılıp toz haline getirilerek, hem bu fonksiyonları yerine getiren molekülün belirlenmesi ve olayın mekanizmasının aydınlatılması hem de laboratuvar ortamı koşullarında endüstriyel veya analitik amaçla kullanılma olanağının araştırılması açısından büyük katkı sağlamıştır. Protein tozlarının çok büyük bir kısmı günümüzde whey proteininden elde edilmektedir. 

Ayrıca bu geliştirme ile birlikte, whey protein tozları günlük beslenme menümüze kolaylıkla eklenebilmekte, günlük beslenmemizi takviye edilebilmekte, tamamlayıcı veya zenginleştirici bir unsur olarak hayatımıza kolaylık getirebilmektedir. Protein günlük mutlaka alınması gereken bir makrobesindir. Eğer günlük beslenme trafiğimizde yeterli protein alamıyorsak, egzersiz ve spor yapıyorsak, ağır işlerde çalışıyorsak, eksikliğimizi çeşitli üretim metodları kullanılarak elde edilen ilk planda whey protein tozları kullanarak tamamlamamız sağlıklı beslenme açısından önemlidir. Çünkü, yukarıda tanımladığımız, proteinin hem yapısal bir makrobesin olmasını hem de neredeyse vücudumuzda yer alan tüm metabolik hadiselerde yer almasını göz önünde bulundurmalıyız. Eksik alınması durumunda vücudumuzdaki proteinler bu reaksiyonlarda kullanılacak ve bir müddet sonra destek gelmezse zafiyet başlayacaktır.

Whey Protein

Whey protein, sütte kazeinle birlikte bulunan iki protein tipinden biridir. Bu proteinler  standart peynir yapım işlemi ile birbirlerinden ayrılmaktadır. Daha önceden whey protein, peynir yapımı işleminden kalan, faydasız bir yan ürün olarak kabul edilmekteydi; fakat sonradan whey proteinin gerçekten yüksek kalitede protein içerdiği saptandı. Peynir altı suyu, günümüzde artık whey protein konsantresi olarak adlandırılmaktadır. Bu konsantre madde; yaklaşık olarak %93 oranında su ve %0,6 oranında protein içermektedir. Peynir altı suyu; yani whey protein konsantresinin içeriğinde %35 - 80 arasında protein bulunurken, protein izolesinde ise %90 ve üzerinde protein bulunmaktadır.

Çeşitli işleme metotları uygulanarak, 150 kg peynir altı suyundan 1 kg civarında protein tozu üretilirken, geriye en az 149 kg civarında su ve suda çözünen diğer maddeler kalmaktadır.

Daha önceleri atık olarak değerlendirilen bu konsantre peynir altı suyu, besin zenginliğinin dikkat çekmesiyle, whey proteinin içindeki diğer moleküller ayıklanarak, laktoz ve yağ içermeyen protein tozlarının yapımı gerçekleştirilebilmiştir. Ayrışma yöntemleri geliştirilmiştir. Böylece whey protein tozu, teknolojik ilerlemeler sayesinde o zamandan beri protein takviyeleri arasında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Protein vücudun temel taşıdır, her ne ile olursa olsun bu temel taşın dik durmasını sağlamak gerekir, bu yüzden günlük protein ihtiyacımızı cinsiyet, yaş, hastalıklar ve çalışma tempoları, egzersiz ve spor gibi aktivitelere göre miktarını ayarlayıp ortalama günlük dozların alınması, hem bizim hem de gelecek kuşakların sağlam ve sağlıklı olmasının devamını sağlar....