Misyonum Sağlık ve BeslenmeBilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

HPV



HPV 

Bugün Human Papilloma Virus kısa adıyla HPV’yi konu edeceğiz. Bu virüs Kondiloma Akümülata olarak adlandırılan genital-anal bölge ve deride siğillere yol açar. Çoğunlukla cinsel yolla bulaşarak geçer.

80’den fazla tanımlanmış HPV suşu vardır ve bunların en az 30’u genital-anal bölgede bulunur.

Hastaların lezyonlarından, idrar ve sürüntülerinden alınan materyaller HPV Paneli ile değerlendirilir. Düşük ve Yüksek risk gruplarına ayrılmaktadır.

Düşük Riskli olanlar …

Yüksek Riskli olanlar …

Kadında ve Erkekte kanserleşme başta olmak üzere enfeksiyonlar ve diğer hastalıklara neden olurlar.

Görüldüğü anda hemen tanı konulup, tiplendirme yapılmalı ve hemen tedaviye başlanmalıdır. Her siğilin öyküsü farklıdır. Siğillerin enfeksiyon kabiliyetleri farklıdır, nasıl ortaya çıkacağı yayılacağı tahmin edilemez.

Tedavinin başarısı, oluştuğu anda erken tanı, hastalığın şiddeti, siğillerin boyutu ve lokalizasyonuna bağlıdır.

Bir kişi HPV ile temas ettikten sonra, virüsün herhangi bir klinik semptom göstermeden önce yaklaşık 10-14 haftalık bir kuluçka süresine ihtiyacı vardır. Fiziksel semptomlar virüsle ilk temastan 8-10 hafta sonra başlar.

Virüs hücreler içinde uykuda kalabilir. Ömür boyu hücrelerde virüs hastalık yapmadan taşınabilir. Bu latent enfeksiyon taşıyıcılığı %40 civarındadır.

Bazen bu siğiller büyür, bazen çoğalır, bazen kendiliğinden küçülür ve kaybolur, latent hale gelir, uykuya geçer. Hangisi olacağını kestirmek mümkün değildir. Tedavisi uygulandıktan sonra bile %30’u tekrarlayabilir.

Yüksek risk gruplarında bulunan HPV tiplerinde yıllık kanserleşme (Kadınlarda servix, vulva ve vajen; Erkeklerde penis, orofarinks ve anüs; Çocuklarda Juvenil-Onset Solunum Papillomatozisi) takipleri yapılmalıdır. Çocuklarda görülen Juvenil-Onset Papillomatozis agresive ve tekrarlayan bir hastalıktır. Çok kısa sürede tanı, tedavi ve yakın takibi gerekir.

Çoğunlukla tedavide, eksizyon ve koterizasyon (Çok sayıda olduğunda), Podofilotoksin, İmikimod ve Difenilsiklopropenon, Trikloroasetik asit, kriyoterapi ve Karbondioksit lazer tedavisi, İnterferon tedavisi, Podofilotoksin ile birlikte 5-FU uygulanır. Bu tedavilerin bir kısmını hasta uygularken bir kısmı da doktorlar tarafından yapılmalıdır. Mutlaka bu konuda uzman doktorlara danışılmalıdır.

Bir diğer önemli husus aşılama ve önleme çalışmalarının olduğudur.

Gardasil; FDA tarafından onaylanan ilk HPV aşısıdır. HPV tip 6, 11, 16 ve 18'in neden olduğu hastalıkları önlemek için geliştirilmiştir. Servikal, vulvar ve vajinal kanseri, 9-26 yaş arası kız ve genç kadınlarda kondiloma akuminata oluşumunu önler. Prekanseröz veya Displastik lezyonların önlenmesi için önerilir.

Genital siğillerin yaklaşık %90'ından ve servikal malignitelerin %70'inden doğrudan sorumlu olan HPV alt tipleri, Gardasil tarafından konak antikorları üretmek üzere tetiklenir. Daha önce hiç HPV enfeksiyonu geçirmemiş hastalarda, enjekte edilebilir Gardasil'in üç farklı dozunun genital siğillerin gelişimini önlemede %99 oranında başarılı olduğu görülmektedir.

Cervarix, HPV 16 ve 18'e karşı koruma sağlayan bir aşıdır. Serviks kanseri, servikal intraepiteliyal neoplazi ve in situ maligniteyi önlemek içindir.

Ama günümüzde Gardasil-9 tercih edilmektedir. Çünkü daha yaygın koruma sağlamaktadır. Koruma sağladığı HPV Tipleri: 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58’dir. 3 doz uygulanmaktadır. 0, 2 ve 6. aylarda. 3 doz aşı şu anda onlarca yıl koruyuculuk sağlamaktadır. Yaş sınırlaması gözardı edilebilir. Doktorunuzla konuşmakla bu durumu gözden geçirebilirsiniz.

Aşıların genel olarak yorgunluk, başağrısı, miyalji gibi bazı yan etkileri olabilir. Geçicidir.

Long COVID

 


Long COVID, COVID geçirenlerin %30’unda ortaya çıkmakta, hastaneye yatırılanlarda bu oran daha da yüksek gözlenmekte; yaş, cinsiyet, hastalığın ciddiyeti ve önceden var olan ilave hastalıkların durumlarına göre değişiklik göstermektedir.

50 yaş üzeri bireyler, Kadın cinsiyet, Obezite, Astım ve diğer kronik hastalıklar, Hastanede yatış öyküsü (özellikle yoğun bakımda) risk faktörleridir.

Long COVID neredeyse tüm vücut sistemlerimizi etkilemektedir. 

Merkezi ve Periferik Sinir Sistemi

Etkiler: Beyin sisi (konsantrasyon bozukluğu), Hafıza problemleri, Baş ağrısı, Uyku bozuklukları, Anksiyete, depresyon, panik atak, Periferik nöropati

Muhtemel Mekanizmalar: Nöroinflamasyon (sitokin fırtınası sonrası), Endotel hasarı → beyin kan akımının bozulması, Disotonomi (otonom sinir sistemi bozukluğu), Viral nörotropizm (sinir hücrelerine direkt etki)

Solunum Sistemi

Etkiler: Kalıcı öksürük, Nefes darlığı, Azalmış egzersiz kapasitesi, Fibrotik değişiklikler

Muhtemel Mekanizmalar: Alveolar hasar sonrası iyileşemeyen doku (fibrozis), Persistan inflamasyon, Oksijen difüzyon kapasitesinde azalma, Akciğer parankiminde mikrotromboz

Kalp-Damar Sistemi

Etkiler: Çarpıntı (taşikardi), Göğüs ağrısı, Kardiyomiyopati, miyokardit, Ortostatik hipotansiyon / POTS,

Muhtemel Mekanizmalar: Kalp kası iltihabı (miyokardit), Otonom sinir sistemi bozuklukları, Endotel disfonksiyonu, Mikrodamar tıkanıklıkları, Stres kaynaklı kardiyak etkiler

Psikolojik ve Psikiyatrik Problemler

Etkiler: Anksiyete, depresyon, Travma sonrası stres bozukluğu (PTSD), Uyku ve duygu durum bozuklukları

Muhtemel Mekanizmalar: Pandemi kaynaklı sosyal stres, Beyin kimyasallarında (nörotransmitter) dengesizlik, Uyku ritminde bozulma, Nöroinflamasyon

İmmün Sistem

Etkiler: Aşırı aktif bağışıklık sistemi (otoimmünite), Kronik inflamasyon, Romatizmal belirtiler

Muhtemel Mekanizmalar: Moleküler taklit → otoantikor üretimi, T hücre disfonksiyonu, Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması, Persistan viral antijenlere karşı immün yanıt

Kas-İskelet Sistemi

Etkiler: Kas ve eklem ağrıları, Kronik yorgunluk sendromu (ME/CFS), Egzersiz sonrası kötüleşme

Muhtemel Mekanizmalar: Kas içi mikrosirkülasyon bozukluğu, Mitokondriyal disfonksiyon, Sitokin kaynaklı kas hassasiyeti, İnflamatuvar artraljiler

Endokrin Sistem

Etkiler: Hipotiroidi / tiroidit, Hormon dengesizlikleri, Yeni diyabet tanısı, Yorgunluk, soğuğa tahammülsüzlük, Kilo alma

Muhtemel Mekanizmalar: Tiroid dokusuna otoimmün saldırı, inflamasyon, Pankreas beta hücrelerinde hasar, HPA (hipotalamus–hipofiz–adrenal) aksının bozulması, Tip 2 insidansında artış

Hematolojik Sistem

Etkiler: Kan pıhtılaşma eğiliminde artış (tromboz), D-dimer yüksekliği, Mikrotrombozlar,

Muhtemel Mekanizmalar: Endotel hasarı → prokoagülan durum, Sitokin fırtınası sonrası koagülopati, Platelet aktivasyonunun artması

İmmün Sistem ve Otoimmün Hastalıklar

    • Romatoid artrit benzeri eklem tutulumları
    • Lupus benzeri belirtiler
    • Guillain-Barré Sendromu
    • Kronik yorgunluk sendromu (ME/CFS)

Gastrointestinal Sistem

Etkiler: İshal, mide bulantısı, gaz, karın ağrısı, Geçici emilim bozukluğu, şişkinlik, İştahsızlık, Tat alma bozukluğu

Muhtemel Mekanizmalar: Bağırsak epitel hücrelerinde ACE2 reseptörü aracılığıyla viral etki, Mikrobiyota (bağırsak florası) dengesinin bozulması, Gastrointestinal sinir sisteminde inflamasyon

Karaciğer

Etkiler: Karaciğer enzimlerinde (AST, ALT) artış, Hepatik yorgunluk hissi

Muhtemel Mekanizmalar: Viral hepatit benzeri etki, İlaç kaynaklı karaciğer stres reaksiyonu, Sitotoksik T hücre saldırıları

Böbrekler

Etkiler: Proteinüri, Akut böbrek hasarı sonrası kronikleşme, Mikroskopik Hematüri

Muhtemel Mekanizmalar: Glomerül hasarı (viral veya otoimmün), Hipoperfüzyon (dolaşım bozukluğu), Mikroanjiyopati

Üreme Sistemi

Kadınlarda: Adet düzensizliği, PMS şikayetlerinde artış, Kanama miktarında değişiklikler, Hormonal dengesizlikler

Erkeklerde: Testosteron düşüklüğü, Sperm sayısı ve kalitesinde geçici azalma

Muhtemel Mekanizmalar: Hormonal aksın (hipotalamus–hipofiz–gonad) etkilenmesi, Oksidatif stresin testis veya over fonksiyonunu bozması, İmmünolojik yanıtlar

Cilt

Etkiler: Saç dökülmesi (telogen effluvium)-En sık gözlenmekte, Egzama ve Kurdeşen benzeri döküntüler, Ciltte ve Parmak uçlarında morarma ("Covid toes")

Muhtemel Mekanizmalar: Enflamatuvar medyatörlerin ciltte mikrosirkülasyonu bozması, Otoimmün deri reaksiyonları, Besin emilim bozukluğu ve stresin etkisi

Göz ve Görme Sistemi

Etkiler: Bulanık görme, Işık hassasiyeti, Göz kuruluğu, Gözde kızarıklık, Optik nörit gibi inflamatuvar tablolar, Göz migreni

Muhtemel Mekanizmalar: Göz kaslarında mikrovasküler inflamasyon, Retina damarlarında pıhtılaşma, Gözyaşı üretiminde sinirsel bozukluklar

Kulak-Burun-Boğaz

Etkiler: Tat ve koku kaybı (aylarca sürebilir), Kulakta çınlama (tinnitus), Vertigo, Boğazda sürekli kuruluk ve tahriş

Muhtemel Mekanizmalar: Olfaktör sinir hasarı, İç kulakta inflamasyon, Vestibüler sistemin etkilenmesi

Mesane ve Üriner Sistem

İdrar yaparken sıkışma hissi, İdrar sıklığında artış (pollaküri), Gece idrara kalkma (noktüri), İdrar kaçırma (inkontinans), Mesane doluluğuna rağmen idrar yapamama (retansiyon), İdrar yolu enfeksiyonu benzeri şikayetler, bakteriüri, interstisyel sistit benzeri durumlar

Kas-İskelet Sistemi

Sürekli yorgunluk, miyalji (kas ağrısı) ve artralji (eklem ağrısı), Egzersiz sonrası yorgunluk artışı

Neden Uzun Sürüyor?

  • İnflamasyonun uzaması: Sitokin fırtınasının kalıntıları
  • Skarlaşmanın artması
  • Otoimmün yanıt: Vücudun kendi dokularına karşı antikor üretmesi
  • Viral kalıntılar: SARS-CoV-2’nin vücutta latent kalması
  • Endotel Hasarı, Mikrovasküler Hasar ve Tromboz
  • Disotonomi: Otonom sinir sisteminin etkilenmesi

 

Long COVID için spesifik bir tedavi bulunmamakla birlikte, semptom odaklı ve multidisipliner yaklaşım önerilmektedir. Rehabilitasyon programları bireyin ihtiyaçlarına göre uyarlanmalıdır:

  • Solunum fizyoterapisi, Bilişsel terapi ve psikososyal destek, Egzersiz reçetesi ve yavaş egzersiz ilerlemesi, İlaç tedavisi: Anksiyete, uyku bozukluğu veya ağrı için destekleyici ilaçlar

Long COVID yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik etkileri de olan bir durumdur. İş gücü kaybı, uzun süren hastalık izni, toplumsal izolasyon ve belirsizlik, hastaların yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilmektedir.

Long COVID, pandeminin yeni ve uzun vadeli yüzüdür. Literatür, bu sendromun bireysel sağlık kadar, toplum sağlığı ve sağlık sistemleri üzerindeki etkisinin de büyük olacağını ortaya koymaktadır.

Bu nedenle tanı, izlem ve destek hizmetlerinin güçlendirilmesi önemlidir.

Long COVID, sadece akut enfeksiyon sonrası kalıntı semptomlardan ibaret değildir.

Tüm organ sistemlerini etkileyebilen, multidisipliner yaklaşımla ele alınması gereken karmaşık ve uzun süreli bir sendromdur.

Bu nedenle bireylerin detaylı izlenmesi, takip protokollerinin geliştirilmesi ve farklı uzmanlık alanlarının iş birliğiyle kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gereklidir.

Karaciğer (KC) Yağlanması

Karaciğer (KC) Yağlanması

Tıbbi olarak adı hepatik steatoz olan karaciğer yağlanması, karaciğerde fazla yağın birikmesi sonucu oluşan karaciğer hastalığıdır. Biliyorsunuz, KC besinlerin barsaklardan sindirilip emildikten

sonra geldiği yerdir. Ana Metabolizma Yeridir. Moleküler Üretim ve Detoks merkezidir. Moleküllerin büyük çoğunlukla ilk uğrak yeridir. KC yağlanması, KC hücrelerinde çeşitli nedenlerle aşırı derecede yağ birikmesidir.

2 türlü KC yağlanması vardır:

1- Alkolsüz bağlı olan

2- Alkole bağlı olmayan

KC’de yağlanma oranı %30’dan daha fazla olunca laboratuvar ve/veya klinik belirtiler ortaya çıkar. 

Alkol tüketen kişilerde alkole bağlı karaciğer yağlanması görülürken, alkol kullanmayan kişilerde karaciğer yağlanmasının en temel sebebi şişmanlıktır, yani görünen kısımlarda yağlanma varken görünmeyen bölgelerde, başta KC olmak üzere iç organlarımızda da yağlanma meydana gelmektedir.

Kan şekeri, trigliserid, kolesterol, lipid yüksekliği de karaciğer yağlanmasına yol açarlar.

KC yağlanması şişman olmayan ve normal VKI’ne sahip olan kimi hastalarda belirti göstermeyebilir. Tesadüfen USG ile tanı konulur. Ama dikkatle irdelenirse; bu kişilerde karaciğer yağlanmasının yanında karın ağrısı, yorgunluk, kilo kaybı, ciltte sararma ve karaciğer büyümesi olabilir.

Karaciğer Yağlanması Neden Olur?

Yoğun alkol tüketimi, obezite, diyabet ve trigliserid seviyesinin yüksek olmasına bağlıdır. Ayrıca hızlı kilo verme ve sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenme de karaciğer yağlanmasına neden olur.

Karaciğer Yağlanması Genellikle Şu Durumlarda Gözlenir:

Yoğun alkol tüketimi

Obezite

Diyabet

Trigliserid, Lipid ve Kolesterol yüksekliği

Tansiyon yüksekliği

Hareketsiz yaşam

Yetersiz, Dengesiz ve Sağlıksız beslenme

Hepatit C hastalığı

Tiroid bezinin az çalışması-Hipotiroidi

Bazı ilaçların etkileri

Karaciğerimiz bir detoks merkezi olduğundan, alınan alkol KC’e taşınır. Karaciğerin görevlerinden biri, tüketilen alkolü parçalamaktır. Ancak çok fazla alkol tüketildiğinde KC bu alkolü parçalayamaz ve yağlanma ortaya çıkar. Bu nedenle aşırı alkol tüketimi karaciğer yağlanmasının temel sebeplerinden biridir.

Şişmanlık:

Fazla kalori tüketmek ve aşırı kilo almak karaciğerde yağ birikmesine neden olur. Beslenme sonrasında yağların ilk ulaştığı yer olan Karaciğer, eğer yağ miktarı kendisinin işleyeceğinden çok olursa, iş yükü nedeniyle gerektiği gibi işleyip parçalayamaz ve çok fazla yağ birikimi meydana gelir. Obeziteye ilave diyabet veya yüksek trigliserit, kolesterol ve lipit gibi başka hastalıkları olan kişilerde karaciğer yağlanması daha kolay ortaya çıkar. Bunun tersi de mümkündür.

Çok fazla yağlı ve şekerli besinler tüketilmesine bağlı olarak kandaki kolesterol oranı yükselir. Kolesterol yüksekliği de karaciğerlerde hasar meydana getirmesiyle birlikte karaciğer hücrelerinde yağlanma oluşturur. İnsülin direncinde de yağlanmalar meydana gelir.

Yüksek Tansiyon:

Obezite, diyabet, trigliserid ve kolesterol yüksekliğiyle birlikte yüksek tansiyon seviyeleri de birçok organı olumsuz etkilediği gibi karaciğerin yağlanmasına da sebebiyet verir.

Hareketsiz Yaşam:

Hareketin olmadığı bir yaşam, karaciğer fonksiyonlarının düzgün çalışmamasına neden olarak yağ birikimine yol açabilir.

Karaciğer Yağlanmasının Belirtileri Nelerdir?

Karaciğerdeki yağlanmasıyla belli belirsiz başlayan şikayetler, Yağlanma ilerlediğinde; kronik yorgunluk, kilo artışı veya kilo kaybı, halsizlik ve güçsüz hissetme, iştah kaybı, ödem, mide bulantısı ve vücudun kanamaya daha yatkın hale gelmesi yaşanan belirtilerdir. Bunlara ilaveten KC Fonksiyon testlerinde de bozukluklar meydana gelebilir. 

Karaciğer Yağlanmasında Ortaya Çıkan Belirtiler Şunlardır:

Kaşıntı

Aşırı yorgunluk

Cilt ve göz akında sararma (sarılık)

İdrar renginde koyulaşma

Karın ağrısı

Bacaklarda ve karında şişlik, ödem

İştah ve kilo kaybı

Mide bulantısı ve kusma

Vücudun kanama ve morarmaya yatkın hale gelmesi

Deride kılcal damar yapılarında bozulmalar ve yeni kan damarlarının oluşması

Karaciğerin büyümesi-Hepatomegali

Adet düzensizlikleri

Yağlanma ileri boyutlara ulaştıysa ve karaciğere zarar vermeye, KC dokularında sirotik süreçler ve KC kanallarında tıkanıklık başladıysa kan kusma, dışkının siyah renge dönüşmesi ve idrarda koyuluk ortaya çıkabilir.

Tanı Nasıl Konulur?

Tanı genellikle herhangi bir nedenle kan testleri ve USG yapıldığında tesadüfen konulur. Bazen hiç bir risk faktörleri olmayan kişilerde de karaciğer yağlanması görülebilir. Genetik faktörler söz konusu olabilir. Alkol alan ama bunu gizleyen hastalarda tanı güçlüğü yaşanabilir.

KC yağlanması ileri boyutlara taşındığında ve Kan testleri bozukluğu başladığında artık hepatosteatoz hastalığı ortaya çıkmıştır. Bu durumda artık tedavisi kaçınılmazdır. Diyet tedavileri, Beslenmenin yeniden düzenlenmesi, Alkali yaşam, egzersizler, kötü alışkanlıkların bırakılması gibi bir çok argümanın birlikte organize edilmesi ve yaşam tarzının değiştirilmesi gerekir. Duruma ve altında yatan hastalık sebeplerine göre ilaç ve takviye gıda uygulamaları da başlanabilmektedir.

KC yağlanmasına sebep olan ciddi hastalıkların mutlaka ayırt edilmesi gerekir. Çünkü bu hastalıkların tedavisi hem zor, hem süreç isteyen hem de olumlu sonuçlara her zaman ulaşamadığımız durumlardır. Örneğin; alkolik karaciğer hastalığı, viral hepatitler (hepatit B ve hepatit C), ilaç toksisitesi (kortikosteroidler, tamoksifen, amiadarone, methotrexate, lomitapide ve mipomersen gibi), Wilson hastalığı (karaciğerde bakır birikmesi ile karakterli), hemokromatozis, alfa-1 antitripsin eksikliği ve otoimmun hepatitler gibi hastalıklar…

Ayrıca açlık, süratli zayıflama, parenteral (damar yolu ile) beslenme, Abetalipoproteinemi ve Lipodistrofi makroveziküler karaciğer yağlanması yapan ve konumuz dışında kalan hastalıklardır.

Şunu bilmekte fayda var: Sadece karaciğer yağlanması olan hastalardaki seyir iyi huyludur ve siroza ilerleme riski düşüktür. Ama inatlaşılırsa ve yaşam tarzı, beslenme modeli değiştirilmezse KC hasarı ve Siroz ortaya çıkabilir. Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı olanlarda hastalığın gidişatı ile ilgili en önemli bulgu, karaciğerde iltihabi aktivite ile birlikte fibrozisin yani bağ dokusu birikmesinin olması ve fibrozisin derecesidir. Yani KC hücrelerimizin yerini bağ dokusu hücreleri alır. KC biyopsi süreçleri başlar bu aşamalarda…

Karaciğer Yağlanması Tedavisi Nasıl Yapılır?

Yukarıda bahsedilen ciddi hastalıkların dışında gelişen Karaciğer yağlanmasının tedavisinde ilk adım; hastanın sağlıklı, dengeli ve alkali bir yaşam tarzıyla kilo vermesi ve eğer kullanıyorsa alkolü bırakmasıdır. Yapılan araştırmalara göre; Kilonun yüzde 5’i verildiğinde olumlu iyileşme başlamakta, eğer kilonun yüzde 10’u verilirse karaciğer hastalıkları gerilemektedir.

Eşzamanlı olarak diyabet veya insülin direnci varsa onun da regüle edilmesi, şeker düzeyinin belirli sınırlarda tutulması, diyet ve ilaçlarla şekerin ve insülinin düzenlenmesi de karaciğer yağlanması sorununun çözülmesini sağlar.

Kolesterol varsa yine diyet ve ilaçlarla hastanın karaciğer yağlanması sorunu azaltılabilir, karaciğerin eskiye dönüşü sağlanabilir. Bu hastaların çoğunda kolesterol ve trigliserid yüksekliği görülmektedir.

Yapılan araştırmalarda yağlanmadan dolayı karaciğer testleri yüksek hastalarda kolesterol ve trigliserid yüksekse kolesterol düşürücü ilaçların kullanılmasının karaciğere yararlı olduğu görülmüştür.

Eğer KC’i yapılacak aktif tedaviler ve yaşam-beslenme tarzı değişiklikleri fayda etmez ve hastalık ilerlerse son çare olarak karaciğer nakli çözüm olabilir. Karaciğer yağlanması olan hastalar nakilde de özel bir grubu oluştururlar. Bu hastaların zayıflaması önceliklidir.

Karaciğer Yağlanmasına Hangi Gıdalar İyi Gelir?

Sofra şekeri ve yüksek fruktozlu mısır şurubu, glikoz gibi ilave şekerleri ve ürünlerini kullanmamak

Başta enginar, baklagiller, süt ürünleri ve et olmak üzere bazı besinler karaciğer yağlanmasına iyi gelir.

Ispanak ve brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler

Zerdeçal

Somon, ton balığı, alabalık, sardalya gibi omega-3 yağ asitlerinden zengin balıklar

Enginar ve yaban mersini gibi antioksidan kaynağı sebze-meyveler

Bezelye, nohut, çavdar ve yulaf gibi lifli baklagiller ve tam tahıllar

Zeytinyağı, avokado yağı ve kanola yağı gibi doymamış yağlar

Karaciğer Yağlanması Nasıl Önlenir?

Günde 30 dakika tempolu yürüyüş yapmak

Ağırlıklı egzersizle beraber kas egzersizleri yapmak

Metabolizmayı düzenleyen beslenme alışkanlıkları ve özellikle Alkali Yaşam ve Beslenmek

Antioksidanlardan zengin beslenmek

Günde 3 kez Filtre Kahve içmek

Tekli doymamış yağ asitleri içeren zeytinyağı, balık ve sebze tüketilmek, omega 3 almak

Yağdan, rafine şekerden ve unlu mamullerden kaçınılmak

Raf ömrü olan, koruyucu içeren, kapalı kutulardan ve endüstriyel ürünlerden uzak yaşam

Maalesef, KC yağlanması ciddi bir sorundur. Eğer sizde de böyle bir durum varsa Lütfen doktorunuzla konuşun ve bu problemin çözümü için gereken adımları atın ve bugünden itibaren yeni bir yaşama başlayın…

Magnezyum



Magnezyum

Vücutta en çok bulunan 4. katyondur. Magnezyum, insan vücudunda 300'den fazla enzim reaksiyonunda yer alır. Oldukça önemli bir mineraldir, çoğu kişide eksikliği bulunur… 

Magnezyum Ne İşe Yarar? Nerelerde bulunur?

Hareket ve sinir sistemi, yani kaslar ve sinirlerimiz, ruhsal durum, kan şekeri düzeyleri ve kan basıncının düzenlenmesi, kalp ritminin dengede olması, protein, kemik ve genetik materyalin yapımı, enerji üretimi ve bağışıklık sistemini desteklemek dahil olmak üzere vücuttaki birçok süreçte aktif ve önemli rol oynar.

Biyokimyasal reaksiyonların düzenlenmesinde hayati rolü bulunan magnezyum minerali enzim fonksiyonlarının sağlıklı kalmasını sağlar.

Organizmamız, magnezyum mineralini kendisi üretemez,  Bu nedenle gıdalar veya ilaç takviyesi ile alınması gerekir. Vücudumuzdaki magnezyumun yaklaşık %60’ı dişlerde ve kemiklerde, %39’u ise yumuşak dokularda bulunur. % 1’lik bir oranda kanda yer almaktadır. Magnezyum en yaşamsal organlarımız olan beyin ve kalpte diğer organlara oranla bakıldığında daha yoğunlukta bulunur.

 Kaç Çeşit Magnezyum Türü Vardır? Ne için Kullanılırlar?

Mg Glisinat: Vücudumuza alındığından diğer türlere göre kullanımı en iyi olanıdır. Biyoyararlanımı yüksektir. İshal ender görülür. Adet öncesi sancı, uyku düzensizlikleri, fibromiyalji, kas krampları ve anksiyetede etkilidir.

Mg Malat: Kronik yorgunluk ve fibromiyaljide tercih edilir. İnsülin direncini düşürür ayrıca hücrenin enerji ihtiyacına da destek olur.

Mg N-Asetil Taurinat: Beyin sağlığı açısından Mg ve Taurin önemli maddelerdir. Kan-beyin bariyerini geçerek beyinde etki gösterir. Uykuyu düzenler, migren ataklarının sayısını ve şiddetini azaltır. Yağ dokusundan kolay geçmesi nedeniyle hücre zarından kolayca geçerek hücre içi Mg seviyesini artırır.

Mg Sitrat: Biyoyararlanımı %30 civarındadır. Kullanıldığında ishal riski en fazla olandır. Kas ağrılarında kullanılanılabilir. Magnezyum eksikliği beraberinde şiddetli kabızlık da varsa tercih edilebilir.

Mg Oksit: Biyoyararlanımı çok düşüktür. Bağırsak temizliği amaçlı kullanılabilir.

Mg Hidroksit: Kabızlık tedavisinde kullanılır.

Mg Sülfat: Damar yolu ile kullanılır. Suda çözünen toz halinde de bulunur. Ağrıyan kasları rahatlatmak için su banyosu şeklinde kullanılabilir.

Mg L-Treonat: Biyoyararlanımı yüksektir. Kan-beyin bariyerini geçme özelliği bulunmaktadır. Uyku kalitesini artırmada, hafızayı güçlendirme ve odaklanmada etkilidir. Alzheimer hastalarında tercih edilir.

Magnezyum Eksikliği Nedir?

Mineral ve Vitaminlerin kanda test sonuçlarına göre eksiklikleri görüldüğü zaman dokularda son derece azalmışlardır. Kan değerlenin normal olması dokulardaki vitamin ve minerallerin eksik olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle diğer videolarımda da vurguladığım gibi hücresel beslenme önemlidir. Bu açıdan olaylara bakmak gerekir.

Magnezyum Eksikliği Niye Olur?

Magnezyum eksikliğinin en yaygın nedenleri arasında yetersiz beslenme, sık ilaç kullanımı, stres, böbreklerin doğru çalışmaması, karaciğer ve bağırsak hastalıkları gibi birçok problem olabilir. Magnezyum eksikliği, genellikle Alkali beslenme ve magnezyum takviyeleri alınarak giderilebilir.

Magnezyum Eksikliğine Yol Açabilen Nedenler:

Yanlış, dengesiz ve yetersiz beslenme

Stresli bir yaşam

Mide rahatsızlıkları

Alkol kullanımı

Diyabet

Gebelik

Süt üretiminde Mg’ye ihtiyaç arttığı için Emzirmede

İdrar söktürücü ve uzun süreli antibiyotik kullanımları

İleri yaş

Magnezyum Eksikliği Belirtileri Nelerdir?

Magnezyum eksikliğinde, kalsiyumun barsaklardan emilmesi de zorlaşır.  Kas kramplarına, adet öncesi gerginlik ve menopoz semptomlarına, yorgunluğa, depresyona, kas seğirmelerine, iştahsızlığa, mide bulantısı ve kusmaya, ve kalp ritminde bozukluğa neden olan bir elektrolit bozukluğudur. Bir mineraldeki eksiklik diğer minerallerin de dengesizliğine yol açar.

Kas gerginliği ve kas krampları

Kemik ağrıları ve Osteoporoz

Halsizlik ve enerji eksikliği

Kalp ritminde anormallik

Mide bulantısı ve kusma

Bacaklarda veya ellerde uyuşma ya da karıncalanma

Uyku kalitesinin düşmesi

Migren ve baş ağrısı

Kaygı ve stres gibi sorunlar

İştahsızlık

Adet dönemlerinin ağrılı olması

Odaklanmada güçlük

Felç geçirme riskinde artış

Kontrolü sağlanamayan diyabet

Duygu bozuklulukları

Magnezyum Eksikliğine Ne İyi Gelir?

Pazı, lahana ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler

Fındık, ceviz, kaju, yer fıstığı ve badem gibi kuruyemişler

Somon ve yağlı balıklar

Deniz ürünleri

Kabak çekirdeği, Susam

Tam tahıllı ekmekler

Süt, yoğurt,

Bitter çikolata,

Doğal maden suları magnezyum açısından zengin ve doğal magnezyum kaynaklarıdır.

Ayrıca buğday, Chia, Haşhaş ve Balkabağı tohumları, muz ve avokado gibi meyveler,  barbunya, lima fasülyesi, esmer pirinç, soya fasülyesi de magnezyum eksikliğine iyi gelebilmektedir.

Magnezyumun Faydaları Nelerdir?

Magnezyum kas ve sinir sisteminin dengeli ve düzgün çalışması, kemik yoğunluğunun korunması, kan şekeri seviyesinin düzenlenmesi, yağ ve proteinlerin sindirimi ve enerji üretimi gibi çok sayıda metabolik süreçlerde yer alarak vücut için önemli fonksiyonların yerine getirilmesini sağlar. Eksiklikte yer alan bulgular ve semptomlar iyileşir. Ortaya çıkan hastalıklar eğer eksikliklerde kronikleşme söz konusu değilse, eksikliğin tamamlanmasından sonra normalleşme sürecine girebilirler.

Magnezyum Fazlalığının Belirtileri Nelerdir?

Günümüzdeki gıdalarda mineral değerleri düşük olduğu için beslenme ile magnezyum eksikliğini yerine koymamız neredeyse imkansızdır. Bu nedenle takviye gıdalar şeklinde alınmalıdır. Magnezyumun takviye olarak bilinçsizce aşırı alınması durumunda vücutta magnezyum fazlalığı görülebilir. Toksiktir. Onun dışında genellikle vücudumuzda eksiktir.

Magnezyum Fazlalığında Ne Olur?

Mide bulantısı ve kusma

İshal

Baş dönmesi

Kan basıncında düşme

Solunum güçlüğü

Kalp durmasına kadar giden durumlar gelişebilir.

Magnezyum Fazlalığının Nedenleri Nelerdir?

Böbrek hastalıkları

Takviye gıda alınımında aşırılık

İlaç kullanımları

Magnezyum takviyesi, birçok ilaç ile (kalp ilaçları ve antibiyotikler vb.) etkileşime girebilmektedir. Magnezyum takviyesi alınmadan önce mutlaka hekim görüşüne başvurulmalıdır. 

Günde Ne Kadar Magnezyum Alınmalıdır?

Dünya Sağlık Örgütü, sağlıklı bir birey için günde ortalama olarak 250-350 mg arasında Mg alınabileceğini önermektedir. Bir kişinin günde vücut ağırlığının kg'ı başına ortalama 5 mg magnezyum gerekir.

Kalori ve Kaloriye Dayalı Beslenme

 



Kalori ve Kaloriye Dayalı Beslenme

Isı ve Enerji Kalori ile hesaplanmaktadır. Acaba bu tükettiğim gıda kaç kaloridir? Ben bugün acaba kaç kalori ekstradan aldım? Bugün yaptığım yürüyüş ile kaç kalori verdim? gibi sorular gündelik hayatımızda çokça söylediğimiz ve duyduğumuz sorulardır….

Beslenme modellerinde en sık uygulanan yöntemdir, ama tüm gıda ürünlerinin kalorisini bilmek ve uygulamak kolay olmamakla birlikte bu yöntem alışkanlık haline getirilebilir…

Bu yöntemin asıl amacı yaptıklarımız ve yediklerimizin kalori cinsinden enerjilerini hesaplamaktır… Besinlerin enerji değeri ve bizim enerji ihtiyacımız ne kadardır? Aldığımız ve Harcadığımız enerji miktarlarını bilmektir….

Enerji iş yapabilme kapasitesidir…Normalde enerji birimi joule’dür. Ama joule kalori cinsinden hesaplanarak günlük hayatımızda kullanılmaktadır.

Gıdalardaki enerjiler vücudumuz metabolizmasında oksijen ile yakılarak ısıya ve enerjiye dönüşür…

Bu ortaya çıkan ısı kalori cinsinden değerlendirilir…

Yağlar, Proteinler ve Karbonhidratlar makro besinleri oluşturur. Biz bu 3 besinden kalori almaktayız…

En çok kalori üretimine katkı sunan yağlardır. İkinci sırada proteinler, üçüncü sırada ise karbonhidratlar vardır… Sırasıyla bunların potansiyel enerji değerleri 9,4; 5,7 ve 4,2 kkal/gram’dır.

Bunlar maksimum potansiyel değerlerdir. Ama vücudumuzdaki yapılanma ve işleyiş herkeste aynı olmadığı için bu değerlerin kullanımı kişiseldir… Bizler aslında bahsedilen bu değerlerden daha azını kullanmaktayız…Çünkü sindirilemeyen besin kayıpları ile birlikte metabolizmamız esnasındaki enerji kayıpları söz konusudur. Ama yine de kabaca bizlere bir örnek oluşturmaktadırlar…

Vücudumuza giren bu makro moleküllerden en fazla kayıp proteinlerin vereceği enerji miktarında yaşanmaktadır…Bu açıdan bakıldığında sırasıyla enerjisinden yararlanma seviyemiz en fazla yağda, ikinci sırada ise karbonhidrat ve proteinlerdedir….Burada karbonhidrat ve proteinin eşitlendiğini görmekteyiz…

Kişilerin enerji ihtiyaçları, temel olarak bazal metabolizma oranları, besinlerin termik etki miktarları, aktivitelere göre değişmektedir…

Bazal metabolizma kişi dinlenirken harcadığı enerjidir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte 1000-2000 kaloridir. Vücudumuzda en çok enerji miktarını oluşturan durumdur. Besinlerin termik etki miktarları ise 50-100 kaloridir. Aktiviteler ise, bazal metabolizmaya eşdeğer enerjiler içerir. En önemlisi; büyüme çağındaki çocuklara gereken enerji miktarıdır. Ayrıca hamile olan ve emzirme dönemindeki kadınlar, sporcular, ağır işlerde çalışanlar gibi faktörleri bulunanlarda enerji miktarları değişmektedir….

Eğer vücudumuzda yağ birikiyorsa, aldığımız enerji miktarıyla harcadığımız enerji miktarı eşit değildir…Alınan enerji fazla ise yağa dönüşür ve birikir, şişmanlarız….Bunun tam tersi durumunda da zayıflarız…

Dikkatinizi çekmek isterim, Vücudumuzdaki kilo kaybını hesaplamada, 1 kg yağın oluşumu için yaklaşık 7000 kalorinin gerekli olduğunu bilmemiz gerekir. Bu demek oluyor ki  1 kg zayıflayabilmek için de vücudumuzda  yaklaşık 7000 kalorinin yakılması gerekir. Bunun sağlanması için de hiçbir kalorinin vücudumuza girmemesi gerekmektedir. Hesap basittir…Günlük aldığımız kalori miktarı ile karşılaştırma yaparak kendi durumunuzu ortaya koyabilirsiniz….

Vücudumuzda 1 kg kas kütlesi günde ortalama 30 kalori yakar… Bir kg yağ kütlesi de günde ortalama 6 kalori yakar…Bu nedenle yağa biriktirmeye değil kas yapmak için uğraş vermeliyiz…

Bazal metabolizmada yakılan enerji miktarı erkeklerde kas kütlesi daha fazla olduğundan kadınlara göre daha fazladır…Bazal metabolizma enerji ihtiyacı erkeklerde saatte vücuttaki kg başına 1 kkal, kadınlarda ise 0,9’dur. Örneğin; 55 kg ağırlığındaki bir kadında 1188 kkal/gün’dür. Ekrandaki formülle bazal metabolizma ihtiyacınızı kolaylıkla hesaplayabilirsiniz….(Erkekler için 1, kadınlar için 0.9 kkal /kg (saatte) X Kilonuz X 24 saat/gün)

Bazal Metabolizmamıza etki eden en önemli faktörler yaş, açlık ve aktivitelerdir…Yaş arttıkça bazal metabolizma oranı azalır…Yaşlandıkça en önemli faktör kasların erimesidir…Bu ise evde sandalye üzerinde bile yapılacak egzersizlerle önlenebilir bir durumdur…24 saat açlıkta bazal metabolizmamız en az %10 azalmaktadır…Bu nedenle aralıklı oruç tutmak, aralıklı su orucu yapmak, akşam yemeklerini yemeden yatmak ve yemek öğünlerinin azaltılması faydalıdır…

Çeşitli egzersiz ve aktivitelerde dakikada harcanan enerji miktarlarını ekranda görebilirsiniz…Harcanan günlük kalori miktarı 25-250 kalori arasında değişmektedir. Egzersizler; Bazal Metabolizma Hızlarını yükseltir. Farklı aktivitelerde enerjilerin hesaplanması 4 kategoriye göre yapılır: 1-Hareketsizlik, 2- Az Aktif, 3-Orta Aktif, 4-Aktif… Hareketsizlikte bazal metabolizma sadece %30 kadar artabilirken aktif durumda bu oran %100’ün üzerinde olur…

Toplam Alınması gereken enerji-kalori miktarından ne kadar fazla kalori alınırsa maalesef vücudumuzda yağ olarak birikecektir…

Bu nedenleri göz önünde tutacak olursak günlük alacağımız gıda maddelerinin ve fastfood tarzı ürünlerin kalori miktarlarını bilmemiz gerekmektedir…

Çocukluk döneminden erişkinlik dönemine kadar erkek ve kızlarda günlük alınacak kalori miktarları belirlenmiştir. Buna göre günde 1200 kalori alınması gereken yaşın 3 civarında olduğu,  günde 3200 kalori alınması gereken yaşın ise 18 yaş civarında olması gerektiği belirtilmiştir. 18 yaşından 80 yaşına kadar gereken günlük kalori miktarları hareketlilik durumuna göre değişmektedir. Buna göre yaş aldıkça kalori miktarının gittikçe düştüğü görülmektedir…Buna göre fazla kalori alındığında mutlaka size yağ dokusu artışı ve şişmanlık olarak geri dönecektir…

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere; Sevgiyle kalın, Sağlıklı kalın ve Hoşcakalın...