Misyonum Sağlık ve BeslenmeBilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

ÇÖP

Çöp

Normalde Çöp, İşlevini yitirmiş kullanılamaz hale gelen materyale verilen isimdir….

Diğer adı da ATIK’dır….

Çöpler; evsel, ticari, sağlık ve endüstriyel atıklar şeklinde olabilir…

Günümüzde; artık her türlü kullanılamayan çöp yoktur, çöplerin ayrıştırılarak geri dönüşüme, endüstriye ve doğaya katkı sunması amaçlanır….

Evde ve Ticari İşletmelerde çöp ayrıştırılma işlemleri Ülkeden Ülkeye farklılıklar gösteriyor….Ayrıştırma yapmayanlara ceza uygulamaları var…. İtalya, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde kurallara uymayanların çöpleri alınmıyor…Bazı ülkelerde para cezaları var…Fransa’da çöpleri ayrıştıranlardan daha az vergi alınıyor….

Ortaya çıkan bu çöpler ya kaynağında ayrıştırılarak geri kazanım sağlanıyor ya da çöp arıtma tesislerinde bu işlemler gerçekleştiriliyor…

Her 2 işlem sonucunda Çöp veya Atık dediğimiz kütleden bir çok mamüle dönüşüyor ya da yarı mamül ürünler ortaya çıkıyor….

Bunlar; plastik, metal, lastik ve karbon ürünleri, kağıt, şişe, gıda, elbise, ayakkabı, tahta, pil, cep telefonu ve bilgisayarlar gibi çok çeşitli malzeme olabilirler….Bunların içine dahil olmayan gruplar da vardır…

Plastiklerin 1000 yıla kadar doğadan kaybolmadığı bilinmektedir…Pil 300 senede doğaya karışmaktadır….
Radyoaktif atıklar işin başka bir boyudur…En tehlikelisidir…

Çürümüş veya çürüyecek gıda vasfında olanlar kompoze gübre yapımında kullanılır…

Çöplerin ayrıştırılması sayesinde ülke ekonomisine ciddi katkıları olduğu bir gerçektir….Geri dönüşüm her ülkenin birincil uygulamalarından biri olmalıdır…

Bazı ülkelerde çöplerin yakılmasına şahit olunmaktadır….Ayrıştırıldıktan sonra çöplerin yakılması elektrik ve ısı üretmek için uygun olabilir…Eğer bu yapılmadan çöplerin yakılması gerçekleşirse; insanlarda kanser, solunum yolu rahatsızlıkları, sinir sistemi hastalıkları ve doğuştan sakatlıklara neden olabilmektedir….Ayrıca çöplerin kendisi doğadaki diğer canlılara da ciddi zararlar vermektedir….

Geri dönüşüme girmeyen ürünler de var…

Kâğıt Havlu ve Mendil….

Plastik Poşetler. Plastik poşetler geri dönüştürülebilir olmakla beraber farklı bir sisteme ihtiyaç duyarlar. ...

Strafor Köpük. ...

Çeşitli Cam Ürünler. ...

Floresan Lambalar. ...

Oyuncaklar. ...

Tek Kullanımlık Kâğıt Bardaklar….

Evde, Ticarethanelerde ve Endüstride çıkan çöplerin geri dönüşüme bir şekilde götürülmesi mümkün, Peki sadece burada mı çöpler ortaya çıkıyor….

Tabi ki hayır…

Dünyamızın dışında da yani Uzayda da çöpler ortaya çıkıyor…

Uzayda ne kadar çöp var?

Avrupa Uzay Ajansı'na göre yaklaşık 9 bin 200 ton uzay çöpü var; 10 cm'den daha büyük 34 bin nesne, boyutları bir mm ile bir cm arasında değişen 128 milyon nesne olduğu tahmin ediliyor….Şimdilik bunların ne olacağı, neye mal olacağı, bize neler yaşatacağı bilinmiyor…

Ayrıca ciddi depremlerden sonra oluşan çöpler var… Bu çöpler oldukça ciddi boyutlarda tehlikeli atıklar içerebilir ve halk sağlığı sorunlarına yol açabilir…Bu durumu da Türkiye’de son yaşadığımız asrın felaketi olarak yorumlanan deprem sonrasında da görmekteyiz…

En önemli çöp sorunumuz aslında içimizde; yani hücrelerimizde….

Hücrelerimize yaşamı sürdürmek ve enerji üretmek için her an milyonlarca ya da milyarlarca molekül, element, mineral ve vitamin vs girmekte…

Peki, bu giren maddelerden sıfır miktarda mı çöp kalıyor dersiniz….

Tabi ki öyle değil, hücrelerimizin de aynı dünyada ve uzayda olduğu gibi çöpleri birikiyor….

Kısa bir göz atalım bakalım neler birikiyor hücrelerimizde ve bize neye mal oluyor acaba….

Hücrelerimizin enerji üretimi esnasında hücrelerimizde artıklar oluşuyor ve bu artıkların bir kısmı hücreler arası boşluğa bırakılıyor….

Beta-Amiloid, Transtiretin, Lipofuksin gibi moleküllerin birikimi hücrelerimizde veya hücreler arası boşlukta meydana geliyor…Bunlar vücudumuzun özellikle fagositoza yol açan diğer hücreleri tarafından bertaraf edilmesiyle ortadan kaldırılmaya çalışılır….Ancak; vücudun gereksiniminden çok, aşırı ve dengesiz beslenme sonucu bir müddet sonra bu mekanizma aksamaya başlar…Artık çöpler yok edilemez hale gelir ve ortamda birikmeye başlar….Yaşlanmanın ve bazı hastalıkların nedenlerinden biri de bu mekanizmadır….

Şöyle düşünelim…Çöp evler olgusunu hepimiz biliyoruz…Evinde çöp biriktiren sağlıklı denmesinin mümkün olamayacağı kişil
er var…. Ne zaman bu durum fark ediliyor… Ancak; ya çevreye kötü koku yayıldığında, ya çöp biriktiren kişi vefat ettiğinde fark ediliyor….Yani sistem çöktüğünde fark ediliyor…

Hücrelerimizin çöp durumu da böyle….Ayrıca, hücrelerimize besin maddelerinin girişini artık halde biriken moleküllerin de çıkışını kolaylaştırmak gerekiyor… Bunun gerçekleştirilmesini sağlamak için de vücudumuzdaki damar sistemi içinde yer alan endotellerimizin altında bulunan ve yaşlandıkça miktarları oldukça azalan Nitrik Oksit düzeyini normal hale getirmek önemlidir… Çünkü; Nitrik Oksit damarlarımızın açık kalmasını, esnemesini sağlayan en önemli yaşam molekülüdür…

Hücrelerimizde çöp birikimini engellemek mümkün tabi ki…

Dengeli ve Minimum kalorili beslenme, alkali beslenme, kötü alışkanlıklardan uzak durmak önemli….

Bizi hasta eden, daha önceki videolarımda vurguladığım 3 mekanizmayı, bunları tekrar edelim, endotel disfonksiyonu ve NO eksikliği, oksidatif stres ve serbest radikaller ile antioksidan eksikliği, inflamasyon, normal hale getirmek için fonksiyonel gıda destekleri almak, hareket halinde olmak, mümkünse bakir alanlarda yetişmiş gıdaları yemek, organik gıdalar almak, toksisitelerden ve radyoaktiviteden kaçınmak gibi bir çok şeyi yapmamız gerekiyor ki hücrelerimizde istenmeyen çöpler birikmesin…. 

Gluten

 

Gluten belki de dünyada beslenme ve diyet içinde en çok konuşulan konulardan biri. 

Glutensiz beslenme, Gluten Duyarlılığı, Glutensiz Gıdalar…

Glutene yakın bir gözlükle bakalım neler göreceğiz….

Gluten bir proteindir. Buğday, Arpa ve Çavdarda bulunur…

Gluten hamurun iskeletini oluşturur; hamura yapışkan özelliğini verir…

Ekmeklerin ortak özelliği olan yumuşak ve çiğnenebilir olmasından sorumludur…

Gluten proteinleri ısıtıldıklarında, esneyebilen ve içinde havayı hapsedebilen elastik bir ağ oluşturur…

Hamur dokusunun içinde hapsedilen hava da ekmeklerde, makarnalarda ve diğer benzer ürünlerde ideal kabarmaya ve nemin doğal olarak korunmasına izin verir….

Başta barsak rahatsızlıkları olmak üzere bir çok hastalık Gluten ile ilişkilendirilmiştir.

En çok dile getirilen hastalık Çölyak Hastalığıdır.

Buna ilaveten Çölyak Dışı Gluten Duyarlılığı ve Buğday Alerjisi en sık konuşulan hastalıklardır ve toplumda görülme sıklıkları %1-6 arasındadır.

Hatta Gluten Ataksisi ve Gluten İlişkili Şizofreni gibi Nöropsikiyatrik Hastalıklar ile Dermatitis Herpetiformis gibi hastalıklara da yolaçtığı bildirilmiştir.

Bu nedenlerden dolayı günümüzde Gluten Dışlama Diyetinin popülerliği artarak sürmektedir. 2016 yılında Glutensiz Diyet Pazarının 15.5 milyar dolar olduğu göz önüne alındığında 2023 yılındaki değeri kabaca tahmin edilebilir. Neredeyse her 3 kişiden biri Glutensiz Beslenme Modelini uygulamaya çalışmaktadır.

Marketlerde endüstriyel atıştırmalıklar içinde glutensiz kelimesi neredeyse geçemeyen bir ürüne az rastlanmaktadır….

Gluten içermeyen besinlerin daha sağlıklı olduğu yönünde fikir ve beyanlar insanların beyinlerinde artık kalıcı hale gelmiştir…. Bu nedenle Pazar payı gittikçe artmaktadır.

Çölyak Hastalığı genetik yatkınlığı olan bireylerde, glutene ya da glüten benzeri diğer tahıl proteinlerine karşı, otoimmün mekanizmalarla, kalıcı intolerans olarak gelişen bir proksimal ince barsak hastalığıdır…

Hastalarda, hem gastrointestinal hem de ekstraintestinal olarak, tipik ve atipik semptom ve bulgular izlenir. Klasik tipik semptom ve bulgular; diyare, steatore ve malabsorpsiyona bağlı kilo kaybı gibi gastrointestinal sistemle ilişkili olanlardır. Hastaların yaklaşık yarısı atipik semptom ve bulgulara sahiptir.

Bunlar arasında anemi, osteoporoz, dermatitis herpetiformis, nörolojik bozukluklar ve diş minesi hipoplazisi gibi ekstraintestinal manifestasyonlar sayılabilir…

Hastalığın kesin tanısı konusunda uzman olan hekimler ve testlerle konulabilmektedir….

Buğday Allerjisi; duyarlı bireylerde yakınmalar buğday içeren gıdanın tüketimini izleyen dakikalar ya da saatler içinde ortaya çıkar. Reaksiyon hafif deri döküntülerden, hayatı tehdit edecek anaflaktik şok tablosuna kadar farklı klinik tablolar halinde ortaya çıkabilir.

Çölyak Dışı Barsak Hastalığıında da tipik gastrointestinal yakınmaları karın ağrısı, şişkinlik ve bağırsak alışkanlığının değişmesi (ishal/kabızlık) olarak ortaya çıkmaktadır. En sık bildirilen barsak dışı semptomlar ise çabuk yorulma, baş ağrısı, eklem veya kemik ağrısı ile duygu durum bozuklukları (depresyon, bipolar bozukluk), deri bulguları, zihin bulanıklığı ve dikkat eksikliğidir…

İrritabl Barsak Sendromunda da bu tür yakınmalar bulunur….

Çölyak hastalığı, Buğday Alerjisi, İBS ve ÇDGH arasındaki ince çizginin açık bir şekilde ayırt edilmesi her zaman mümkün olamamaktadır…

Peki, Glutensiz beslenmede neleri kaçırıyoruz bir de bu taraftan bakalım….

Gluten içeren Tam tahıl içerikli gıdalar karbonhidrat, lif, protein, Vitamin B, Vitamin E, demir, çinko, bakır, magnezyum ve çeşitli antioksidanlar içerirler….

Tahıl danelerindeki diğer depo proteinlerden yoksun kalırız… Yine besinlerle elde edilen

enerjinin ise yaklaşık %56’sı tahıllardan sağlanır.

Tam tahıl içeren diyetlerin kalp hastalıkları, diyabetes mellitus, obezite ve kolon kanseri gibi bazı kanser türleri üzerinde risk azaltıcı etkileri olduğuna dair yayınlar var….

Tam tahıllı diyetler, bağırsak hareketlerini düzeltir ve prebiyotik etkileri ile bağırsakta yararlı bakterilerin gelişmesini teşvik eder, dolayısı ile bağırsak sağlığını da korurlar.

Gluten sindirim enzimlerine dirençli olduğundan daha çok bağırsak bakterileri tarafından metabolize edilmektedir….

Gluten, T-killer hücrelerin aktivitesini arttırarak immün sistemi stimüle eder….

Ayrıca vejetaryen beslenmeyi tercih eden insanlar için iyi bir alternatif proteindir. Süt ve soya alerjisi ya da hassasiyeti olan kişiler için de güvenli bir tercih olabilir….

Glutensiz diyetler, başlıca çölyak hastalığı olmak üzere irritabl bağırsak sendromu, otizm, romatoid artrit, şizofreni, atopi, fibromiyalji, endometriozis ve kronik pelvik ağrı, atletik performans ve vücut ağırlık kaybı diyetlerinde kullanılmaktadır.

Glutensiz diyetin, uygulayanlarda protein, diyet posası, vitamin ve mineraller gibi bazı besin ögesi eksikliklerine neden olabileceği bildirilmiştir.

Glutensiz besinlerin enerji ve yağ içeriklerinin yüksek olmasından dolayı glutensiz diyete uyum sonrası, vücut ağırlığı kaybı yerine vücut ağırlığı kazanımı meydana gelebilmektedir.

Glutensiz Diyetlerle Diyabet Arasındaki İlişki

Glutensiz Diyetlerle Kolon Kanseri Arasındaki İlişki

Glutensiz Diyetlerle Obezite Arasındaki İlişki

Glutensiz Diyetlerle Kalp Hastalıkları Arasındaki İlişki

Glutensiz diyetlerin bağırsakta faydalı bakteri sayısını azaltırken, istenmeyen bakteri sayısını artırmakta olduğu da bildirilmektedir…

Bunları dikkate alarak kişilerin kendi kendine Glutensiz Diyete geçmemeleri şiddetle tavsiye edilir…

Günümüzdeki mevzuatlarda gıdalarda “Gluten içermez”, “Gluten yoktur”, “Glutensiz” ibareleri yer alması zorunluluktur. Ancak; bu yazılar glutenin tamamen bulunmadığı anlamına gelmez. Her zaman birbulaşma söz konusu olabilir…

Barsak yakınmaları olan hastalar mutlaka uzman görüşü almalı, testlerini yaptırmalı eğer yukarıda tanımlanan hastalıklar tanı olarak konulursa Glutensiz Diyete başlamalıdır.

Glutensiz diyetlerde sık görülen besin ögesi yetersizliklerini önlemek için gluten içermeyen ve besin ögeleri açısından zengin alternatif tahılların tüketilmesinin yanı sıra posa ve birçok besin ögesinden zengin sebze, meyve ve kuru baklagillerin tüketimine de önem gösterilmelidir…

Glutensiz diyetin yaratacağı eksik beslenme diğer fonksiyonel gıdalarla tamamlanmalıdır….

Omega 3

Omega 3

Omega 3 doymamış yağ asiti grubundadır.

Doymamış yağ asitlerinin en önemli özelliklerinden biri organizmada, hücrelerde ve diyet yağları içinde çok çabuk okside olmalarıdır.

Bunun önlenmesi için ortamda antioksidan maddelerin bulunması gerekir. Bu ürünleri alırken bu uyarıyı da hatırlamakta fayda bulunmaktadır.

Omega 3 yağ asitleri organizmada sentezlenmezler. Bu nedenle dışarıdan alınması zorunludur.

Omega 3 yağ asitleri; Alfa Linolenik asit, Eikosapentaenoik asit (EPA) ve Dokosaheksanoik asit (DHA) şeklindedir.

Linolenik asit bitkisel kaynaklı iken EPA ve DHA hayvansal kaynaklıdır.

Ayrıca, EPA; Alfa Linolenik Asit’den de oluşmaktadır. DHA ise EPA’dan da meydana gelir.

Beynimiz ve Anne sütü DHA’dan zengindir. Omega 3; hem bebeklik hem de diğer dönemlerde beyin gelişimi ve beynin fonksiyonları açısından mutlaka gereklidir.

En zengin Omega 3 kaynakları: başta somon balığı olmak üzere uskumru, ton, sardalya ve ringa balıkları gibi soğuk sularda yaşayan balıklarda, semizotu ve yeşil yapraklı sebzeler, ceviz ve keten tohumunda oldukça bol miktarda bulunur.

Hayvansal gıdalardaki Omega 3’ler vücudumuz tarafından optimum düzeyde kullanılır, bitkisel kaynaklılarda biyoyararlanım daha düşüktür.

Bu nedenle en fazla Omega 3 kaynağı olan somon balıklarından elde edilen Omega 3 alınmalıdır. Deniz Somonları derin denizlerde yaşadıklarından ağır metal içerirler.

Bunun yerine akarsularda yaşayan özellikle Alaska bölgesindekilerde ağır metal yoktur ya da minimal düzeydedir. Ayrıca vegan balıklardır ve planktonlarla beslenirler.

Omega 3, doymuş yağ asitlerinin yerine kullanıldığında LDL kolesterolü düşürür. Prostaglandin sentezi artar. Pıhtılaşmayı azaltırlar.

Kalp damar hastalığı risklerini azaltıyor: Omega-3 özellikle, kanda bulunan bir yağ türü olan Trigliserid’in yüksekliğini düşürmede ve halk arasında iyi kolesterol adı verilen HDL düzeyini arttırmada etkili oluyor. Dolayısıyla Kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili riskleri azaltmada da olumlu etkisi görülebiliyor.

Kansere karşı koruyucu: Omega-3’ün kalp sağlığının yanı sıra kansere karşı koruma sağladığı, kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olduğu, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve beyin, retina, sperm, cilt hücrelerini güçlendirdiği de belirtiliyor.

Depresyona iyi geliyor: Omega-3 yetişkin insanlarda dikkati ve konsantrasyonu artırıyor. Depresyon tedavisini destekliyor ve hatta Alzheimer hastalığı riskini azalttığı da düşünülüyor.

Vücut direncini yükseltiyor: Kas-iskelet sistemi için de faydaları çok olan Omega-3, kalsiyumun kemiklerde toplanmasına destek olduğu gibi eklem iltihabına neden olabilen enzimlerin aktivitesinin azaltılmasında da önemli rol oynuyor. Gözlerde yaşa bağlı gelişmekte olan sarı nokta hasarlarını da azaltabilmektedir.

Omega 3 saçların dökülmesine engel olur ve tersine saçları gürleştirir. Saçların görünümünü daha parlak ve canlı hale getirir.

Romatoid artritde olumlu etkisi var…

Antiaritmik, antiinflamatuvar etkili…

İnflamatuvar barsak hastalığında etkili….

İmmünmodülatör

Nörodejeneratif hastalıklarda etkindir

“Beyin/bellek ve göz sağlığı söz konusu olduğunda DHA ön plana geçiyor. “Kalp/damar sağlığı ve pıhtılaşma sistemi” söz konusu olunca da EPA favoridir.

Omega 3 alındığında kimyasal olmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca içinde Alfa Linolenik Asit, DHA ve EPA’nın birlikte yer almasına, içinde ayrıca yağda eriyen vitaminlerin bulunmasında hem oksidasyonun önlenmesi hem de vitamin ve Omega 3’ün çoğu reaksiyonda birlikte yer almalarından dolayı mükemmel sinonim oluştururlar.

Omega-3 takviyesi seçerken EPA/DHA oranının 3/2 ve katları olmasına dikkat edin. Bu oran ne kadar yüksekse, Omega-3 takviyesinin kalitesi de o kadar iyidir. Omega-3 takviyesi Trigliserid formunda olmalıdır. Etil ester formundaki Omega-3 ürünleri insan sağlığı için uygun değildir.

Günlük olarak vücudumuza alınması gerek Omega 3 miktarı yaşlara göre tabloda yer almaktadır. Birçok hastalıktan korunmak için minimum günde en az 1000 mg EPA ve DHA birlikte alınmalıdır.

Balıklar pişirildiğinde, kızartıldığında ve fırınlandığında Omega 3 maalesef kaybolmaktadır. Bunun yerine Omega 6 ortaya çıkar…İstenmeyen bir durumdur…

Omega 3 ve Omega 6 vücudumuzda dengeli olmalıdır. Bu denge Omega 6 lehine bozulursa damarlarda ateroskleroz, damar sertliği ve damarlarda kireçlenme dediğimiz olgular meydana gelir. Pıhtılaşma riski artar.

Dünyada 350-400 civarında Omega 3, marketlerde yer almaktadır. Pazarda yer alan alan bazı ürünler ekranda gösterilmiştir. Pazardaki ürünler detaylı incelendiğinde; içinde balık yağı ile birlikte EPA ve DHA oranlarının 3/2 olması, Omega 3 ile birlikte yağda eriyen vitaminlerin birlikte bulunması vücuttaki etkinliğini arttırmaktadır.

Vücudumuzun için ideal Omega 3’lerden biri sizlere link olarak verilmiştir… Ben ve ailem bunu kullanıyoruz….

https://www.profdraliayyildiz.com/

Hem kendim hem de ailemin kullandığı Omega 3 takviyesinin linki 👉🏼 https://links.kyani.com/VLA57 Sağlıklı beslenmek için kullandığım ve önerdiğim fonksiyonel gıdaları buradan bulabilirsiniz: https://urology.kyani.com/tr/

Atıştırmalık





Atıştırmalık
Tanımı

Atıştırmalık, normalde ana öğünler dışında tüketilen, beslenme ile tutku arasında köprü olan besinler olarak tanımlanmaktadır.

Atıştırmalıklar, çoğunlukla bir ara öğün, bazen hızlı bir ana öğün, bazen karın doyurmak için, iş toplantılarında, arkadaş toplantılarında, kutlamalarda, doğum günlerinde, bazen stresi bastırmak için, bazen de farkında olmaksızın tüketilen besinlerdir.

Atıştırmalıkları kabaca 3’e ayırabiliriz:

1-Doğal Atıştırmalıklar

2-Fast Food (Endüstriyel ve Doğal)

3-Endüstriyel Atıştırmalıklar

İşlem Görmüş Endüstriyel Atıştırmalıklar

İşlenmiş gıdalardır; şeker ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içerir.

Aşırı tüketim yapılması ve uygun ucuzlukta olduğu için fazlaca üretilir.

Aroma verici maddeler, renklendiriciler ve koruyucular dahil olmak üzere yapay içerikler ve suni kimyasallar içerir.

Abur cubur bağımlısı yapabilir.

Rafine karbonhidratlar içerirler.

Düşük besin değerleri vardır.

Lif oranı düşüktür.

Doğal olduğu söylenen ürünlerde bile katkı maddeleri bulunabilir.

İçinde vücudumuza çoğu kez yabancı olan moleküller bulunur….

Çocuk Beslenmesi ve Atıştırmalıklar

Çocukları besinlerin içeriği ve/veya vücuda alındıktan sonraki sonuçları ilgilendirmez! Çocukları besinlerin tadı, lezzeti, rengi, görünüşü, dokusu ilgilendirir.

Bu nedenle de çocuklar, okul öncesi dönemden başlayarak evde, aile çevresinde, özellikle nine ve dedeler sayesinde, yuvada, doğum günlerinde, restoranlarda ve diğer sosyal ortamlarda gazlı içecekler, hazır meyve suları, bisküvi, kek, gofret, çikolata, şekerleme, cips gibi abur cubur olarak da bilinen atıştırmalık besinlerle tanışırlar.

Bu besinlere kısa süre içinde, yoğun bir şekilde ilgi duyarlar.

Hatta bazen atıştırmalıkları kendilerine sunulan doğru, sağlıklı besinlere tercih ederler ya da atıştırmalıklarla karınlarını doyurur, asıl tüketmeleri gereken besinlere ilgisiz davranırlar.

Endüstriyel ve fast food tarzı atıştırmalıklar nedeniyle kilo alıyoruz, obez oluyoruz ve alışkanlık haline geliyor, kısır döngü böylece devam edip duruyor.

Zaten günlük gıdalarımızdaki besin değerleri minimuma inmiş durumda.

Eğer bunların yerini endüstriyel atıştırmalıklar alırsa tümden beslenme problemi ortaya çıkacak ve hücrelerimiz gerçekten aç kalacak.

Kronik hastalıklar başta olmak üzere diğer hastalıklar erken yaşta başlayacak, immün sistemimiz zayıflayacaktır….

Toplumlarda sağlık okur yazarlığı pek olmadığından, sağlıklı beslenmenin önemi idrak edilmediğinden atıştırmalıklar endüstrisi dörtnala gidiyor. Marketlerde çok önemli bir alanı kapsıyorlar.

Belki sağlığınıza önem veren biri veya bir diyetisyen veya beslenme uzmanı iseniz satın almadan önce ürünü incelersiniz, ama çoğu insan bunu yapmıyor….

Süpermarket raflarında biribirinden güzel ve albenisi olan atıştırmalıklar mevcut

Özellikle çocuklar arasında satın alınarak kullanılma oranları çok fazla….Okul çağlarında her gün bunları kullanan çocukların sayısı gittikçe artıyor…

Beslenmenin önemi çocukluk çağlarından itibaren uygun kompozisyonlarda, pratikleştirilerek anlatılmalı..

Hücresel Beslenmeye Dikkat….Hücrelerimiz için ne gerekiyorsa onları yiyelim….Canımız ve Midemiz her şeyi ister, onlara çok kulak asmayın….

Tamamen yasaklanması mümkün değil ama bilinçlenirsek eğer, atıştırmalıkları satın almamız için ve dolayısıyla yememiz için aralıkları uzatabiliriz….Dileğim uzun aralıklarla yetinmeniz ve hücrelerinizi daha kötü durumda bırakmamanızdır….

Gelin, şimdi sizlerle rastgele Londra market raflarından seçilmiş 4 atıştırmalık ürünün analizini yapalım:

1-Çikolatalı, Portakallı ve Sütlü Bisküvi

2-Ekşi Kremalı, Frenk Soğanlı Patates Cipsi

3-İçi Dolgulu Kek

4-Protein Bar

1-Çikolatalı, Portakallı ve Sütlü Bisküvi

230 gr, Vejeteryanlar için uygun…Allerjen olabilir uyarısı var…

Her 100 gramda; Kalori 512 kCal, Yağ 25.7 g, Doymuş Yağ 14.8 g, Total Karbonhidrat 62.3 g, Şeker 48.9 g, Lif 2.5 g, Protein 6.5 g, Tuz 0.28 g

İçindekiler: Şeker, Kakao yağı, Süt tozu, Gluten içeren buğday unu, Kalsiyum karbonat, Demir, Niacin (B3 vit), Tiamin (B1 vit), Kakao, İnverted şeker şurubu, Sütten kuru toz Whey, Palm yağı, Yulaf, Yağı alınmış süt tozu, Soya lesitini, Yulaf ezmesi, Portakal aroması, Tuz, Sodyum bikarbonat…

İçindekilerine baktığımızda bizim vücudumuza yabancı ve zararlı olabilecek moleküller:

Gluten, palm yağı, sade buğday unu, inverted şeker şurubu, soya lesitini (GDO’lu olup olmadığı belli değil, açıklama yok, bu nedenle şüpheli bakmak gerekebilir), Sodyum Bikarbonat…

Ürünlerin büyük bir kısmı yapay, kimyasal ve endüstriyel ürünlerden elde edilmiş….

2-Ekşi Kremalı, Frenk Soğanlı Patates Cipsi

Yağı Azaltılmış, %100 doğal tat, Vejeteryanlar için uygun, glütensiz…Allerjen uyarısı var….

Her 100 gramda; Kalori 471 kCal, Yağ 21.4 g, Doymuş Yağ 2.2 g, Total Karbonhidrat 58.8 g, Lif 5.1 g, Protein 8.3 g, Tuz 1.2 g

İçindekiler: Patates, Ayçiçek yağı, Süt tozu, Süt Whey tozu, Tuz, Toz soğan, Asitler: Sitrik ve Laktik Asit, Süt Ekşi krema tozu, Şeker, Maltodextrin, Süt toz krema, Mantar ekstraktı, Sütten tatlandırıcı, Toz sarımsak, Toz maydanoz, Frenk soğanı ekstraktı, Kolza yağı

İçindekilerine baktığımızda bizim vücudumuza yabancı ve zararlı olabilecek moleküller:

Kolza Yağı, Maltodextrin, Kuru ve Toz haline getirilmiş ürünler, tatlandırıcılar, ekstraktlar…

Ürünlerin çoğu kimyasal ve endüstriyel hale getirilerek oluşturulmuş ürünler….

3-İçi Dolgulu Kek

Vejeteryan…

Her 100 gramda;  Kalori 369 kCal, Yağ 13.4 g, Doymuş Yağ 4.5 g, Total Karbonhidrat 58.0 g, Şeker 23.1 g, Lif 1.7 g, Protein 3.2 g, Tuz 0.23 g

İçindekiler: Dilimlenmiş elma %47, Şeker, Elma püresi, Glikoz şurubu, Nemlendirici: Gliserol, Dextroz, Darı nişastası, Asitler: Sitrik, Malik ve Adipic asit, Jelleştirici Ajanlar: Sodyum alginate, Koruyucular: Potasyum sorbat, Sodyum metabisülfit, Sülfür dioksit; Tat vericiler, Hidrolize süt proteini, Buğday unu, Kalsiyum karbonat, Demir, Niasin, Tiamin; Palm yağı, Kolza yağı, Tuz, Kabartıcı Ajanlar: Difosfatlar, Sodyum karbonat

İçindekilerine baktığımızda bizim vücudumuza yabancı ve zararlı olabilecek moleküller:

Palm yağı, Kolza Yağı, Glikoz şurubu, Dextroz, Adipic asit, Sodyum alginate, Potasyum sorbat, Sodyum metabisülfit, Maltodextrin, Sodyum karbonat, Kuru ve Toz haline getirilmiş ürünler, tatlandırıcılar, ekstraktlar…

Ürünlerin çoğu kimyasal ve endüstriyel hale getirilerek oluşturulmuş ürünler….

4-Protein Bar

Vejeteryan, Fairtrade (Adil Ticaret) Kakao, Yüksek lif, Yapay koruyucu yok,

Her 100 gramda;  Kalori 493 kCal, Yağ 29.3 g, Doymuş Yağ 8.0 g, Total Karbonhidrat: 42.8 g, Şeker 33.8 g, Lif 5.5 g, Protein 11.8 g, Tuz 0.30 g

İçindekiler: %21 Kaju - %20 Dark çikolata, şeker, kakao, kakao ezmesi, Sütten tereyağı, Emülgatörler: Ayçiçeği lesitinleri, Doğal vanilya tatları, %16 Badem - Glikoz-Fruktoz şurubu, Kiraz şekerlemesi (Kuru kiraz, Şeker, Ayçiçek yağı), Arı balı, %5 Fıstık - Kuru Cranbery şekerlemesi (Kuru Cranbery, Şeker, Ayçiçek yağı), %3 Sultan Üzümü Kurusu (Kuru Sultan Üzümü, Ayçiçeği yağı), Hindiba kök ekstraktı, Pirinç patlağı, Tam pirinç unu, Deniz tuzu

İçindekilerine baktığımızda bizim vücudumuza yabancı ve zararlı olabilecek moleküller:

Ürünlerin çoğu kimyasal ve endüstriyel hale getirilerek oluşturulmuş ürünler….

Günlük olarak almamız gereken makro besin öğeleri: 70 kg’lı bir Erişkin için;

Kalori: 2000 kCal

Protein: 70-75 g

Karbonhidrat: 90 g

Yağ: 70 g (Doymamış Yağ – Doymuş Yağ)

Doymuş yağ 20 g, Doymamış Yağ: 50 g

Tuz: 6 g

Lif: 25-30 g

Biz bu ürünlerin yararlı olduğunu düşünmüyoruz, karar sizin…

Eğer atıştırmalık alacaksanız doğal olanları tercih edin, endüstriyel olanlardan uzak durun….

Kök Hücre

 

Kök Hücre ile Cilt Yenileme 

Kök Hücre Nedir? Nasıl elde edilir?

-Canlı vücudunda uzun süre bölünebilen, kendini yenileyen, özelleşmemiş ve vücudun ihtiyacına göre farklılaşarak diğer doku hücrelerine dönüşebilen hücreler ‘‘kök hücreler’’ olarak bilinmektedir.

-Yetişkin kök hücreleri vücutta birçok doku ve organda bulunurlar ve bulundukları bölgedeki hücrelerin hasar görmesi durumunda çoğalarak hasarlı kısmın onarılmasını sağlarlar.

-Kök hücreleri öncü hücrelerden ayıran en önemli özelliklerden biri, kök hücrelerin bölünmeler esnasında bir yandan öncü hücreye dönüşecek hücreyi üretirken bir yandan da kendi yedeğini oluşturmasıdır. Bu olay kök hücre havuzunun yaşam boyu sabit kalmasını sağlar.

-Hızla gelişen teknolojinin tıp dünyasına kazandırdığı en önemli yeniliklerden biri kök hücre tedavisidir. Günümüzde kök hücreler bir çok hastalıkta tedavi amacıyla kullanılmaktadır.

-Kök hücre uygulandığı yerde eksiklikleri tamamlayarak yaşlanmış hücrelerle veya hasarlı hücrelerle temas ederek ve o dokuya ait hücreye evrilerek yenilenme yapmaktadır.

-Çoğunlukla kök hücreler kemik iliği ve deri altındaki yağ dokusundan elde edilir. Deri altındaki yağ dokusunda kemik iliğinden en az 500 kat daha fazla kök hücre bulunur.

-Özel yöntemlerle elde edilen kök hücreler yine çok özel yöntemlerle istenilen bölgeye enjekte edilmektedir.

Yaşlanmayla ciltte neler oluyor?

-Aslında görüntüsel olarak hepimiz bu olguyu biliyoruz ve yaşıyoruz.

-Yaşlanma geciktirilebilir, ama yine de yaşlanırız….Ancak güzel ve sağlıklı yaşlanmak herkesin hakkı….

-Peki bu değişimin nedeni nedir? Cildimiz UV başta olmak üzere dış ortamdan gelen her türlü toksik etkiye maruzdur. Buna ilaveten cildi oluşturan fibroblastlar başta olmak üzere diğer hücrelerdeki yaşlanma ve oksidatif stres, endotel disfonksiyonu ve inflamasyona ilaveten metabolizma değişiklikleri cildimize etki ederek kırışıklıklar, çekilmeler, lekelenmeler, çukurlaşmalar, katlantılar, kalınlaşma ve kabalaşma, pürüzler vb gibi cildimizde bir çok fiziksel değişiklikler meydana gelir.

-Cildimiz de sürekli olarak yenilenen organlarımızdan birisidir. Fakat yaş ve dış faktörler nedeni ile bu yenilenme süreci giderek yavaşlar. Cilt 25-30 yaşından sonra kendini yenilemeyi azaltır ve her yıl cilt elastikiyetini kaybeder.

-Yaşlansak bile kök hücrelerimiz yaşlanmamaktadır, belki sayıca azalabilirler, ama yaşlanma etkisine direnç gösterirler. Yani vücudumuzda en az yaşlanan hücreler kök hücreleridir.

-Cilt yenilenmesi ve gençleştirilmesindeki amaç; biraz önce sıraladığım histopatolojik ve metabolik değişikliklerin etkisiyle oluşan fiziksel değişikliklerin düzeltilmesini sağlamak, tekrardan oluşumlarını geciktirmek ve cildin güzel ve genç görünmesini sağlamaktır.

-Yağ dokusu kök hücrelerinde; perisitler, preadipositler, immün hücreler, ekstracellüler matriks bulunur. Multipotent hücrelerdir.

-Yüksek proliferasyon kabiliyetine sahiptir ve cilt-ciltaltı kanlanmasını arttırır. Büyüme faktörleri ve inflamasyona karşı sitokinleri salgılar.

-Hücre dışı proteinlerin, kollajen ve elastin sentezini arttırır, metalloproteinazların salgılanmasını hızlandırır. Spesifik olmayan immün cevabı tetikler.

-Ekzosom ve enzim, lipit, nükleik asit ve proteinleri içeren mikrovezikülleri salgılar.   

-Fibroblastları aktive eder, kollajen 1 ve 3 salgılanmasını arttırır. Antioksidan oluşumu artar.

-Kök hücrelerin salgıladığı büyüme faktörleri ile cilt kendini daha hızlı yeniler.

Yüz Gençleştirmede Kök Hücre Tedavisi Nasıl Yapılır?

Sıklıkla 2 yöntem kullanılmaktadır.

Birinci yöntem karın bölgesinde cilt altı yağ dokusu

İkinci yöntem kulak arkasından alınan doku

1) Liposuction-aspirasyon yöntemi ile kişiden alınan bir miktar yağ içinden özel yöntemlerle ayrıştırılan kök hücreleri istenilen bölgeye enjeksiyonu şeklinde uygulanmaktadır.

-Yüz gençleştirmede öncelikle hastadan yeterli miktarda yağ alınması 10 dakika sürer. Alınan yağların kök hücreden zengin hale getirilmesi 40-60 dakika, hastanın yüzüne hücrelerin uygulanması ise 10 dakika sürer.

-Kök hücre tedavisi 3-4 hafta aralıklarla 3 seans olarak yapılır. Yılda 1 kez tekrar edilebilir. Yaklaşık 3 hafta içerisinde kök hücreler aktif hale gelmeye başlar. 6 ay içinde tam etki başlar, etkisi 2 yıla kadar devam eder.

2) Önce hastanın kulak arkasından biyopsi ile küçük bir parça alınır.

-Daha sonra alınan parça fibroblast kök hücrelerinin çoğaltılması için özel koşullarda saklanarak Sağlık Bakanlığı onaylı bir kök hücre laboratuvarına gönderilir. Burada kök hücreler çoğaltılır.

-Bu süreç 4-6 hafta arası değişir. Daha sonra hücreler istenilen bölgeye uygulanır.

-Fibroblast Kök Hücre yöntemi ile cilt, 1 yılda en fazla 8-10 yıl gençleşme yeteneğine sahiptir. Birer aylık aralıkla 3 seans uygulanır. Diğer yandan yaşlanma süreci devam ettiği için hücreler yaşlanma hızı oranında ölmeye devam eder. Ancak bu yöntemin avantajı; 1 yıl sonra tekrar uygulanarak cilde 8-10 yıl boyunca ölen hücre miktarı bir kez daha verilebilir.

-Kök hücre uygulamaları yaş bağımlı değildir. Üst sınır yok….

-Hastalığın takibini yapan doktor önermiyorsa, gebeler, emziren anneler, ileri evre hastalıkları olanlarda yapılmamalıdır. Ameliyatı kesin düşünmeyen hastalar…. Otoimmün hastalar iyi değerlendirilmelidir. Pıhtılaşma önleyici ilaç kullanan, kanama-pıhtılaşma bozukluğu, aktif enfeksiyonu olanlarda ….

Kişinin kendi hücrelerinden yapıldığı için, doku reddi, allerji gibi riskler beklenmez. Kanserleşme riski taşımaz….

KÖK HÜCRELER:

Kendiliğinden uygun büyüme ortamına konumlanabilirler.

Çoğalma kabiliyetleri vardır.

Başka türdeki hücreler ile farklılaşarak bu türlerin devamı niteliğinde olan yeni türler üretme kapasitesine sahiptirler.

Kendilerini yenileme gücüne sahiptirler. Aynı zamanda kendi hücre topluluklarının da sürdürülebilirliğini sağlayabilirler.

Vücudun bir yer hasar görmüşse bu hasarı takiben dokuyu onarma ve onu yeniden işlevsel hale getirme gibi bir potansiyeli de mevcuttur.

Kök hücre ile yüz gençleştirme tedavisi yüz bölgesi öncelikle olmak üzere eller, boyun, gerdan gibi cilt gençleştirmenin gerçekleşeceği birçok bölgede uygulanmaktadır. Ek olarak iz tedavilerinde de tercih edilir. 

Kök hücreler doğrudan fibroblast hücrelerinden kollajen üretilmesini sağlayarak yüze parlaklık, canlılık ve dolgunluk verir.

Kök hücreler kırışıklıklardaki artışı önler. Derin cilt tabakalarını etkilerler. Böylece dermal kalınlık ve yoğunlukta artış sağlarlar.

Kök hücreler deride kanlanmayı artırırlar. Derinin onarım yeteneğini tetikleyerek canlılık ve parlaklık sağlarlar.

Kök hücreler ciltteki onarım uygulamalarını gerçekleştirir. Lekelerin azalmasını ve derideki dengesizliklerin giderilmesini sağlarlar.

Kök hücreler gençleşmeyi sağlar.

Kök hücreler cildin pürüzsüz görünmesini sağlayabilir. Aynı zamanda cildin daha sıkı bir yapıya ulaşmasında yardımcı olurlar.