Misyonum Sağlık ve BeslenmeBilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kahve

Kahve 

Kahve uluslararası gözde bir içecek haline geldi…

Kahve mis gibi kokan kokusuyla, ağızda bıraktığı hoş tadıyla herkesi mest ediyor…

Her gün Kahve ile ilgili Butik Kafeler, Zincir Kafeler her yerde mantar gibi çoğalıyorlar…

Bu kadar kafe açılıyor, peki sağlığımıza ne kadar zararlı, ne kadar yararlı içtiğimiz kahveler, yakından bir bakalım….

Ben bilmeyenler için hatırlatayım, 2021 yılında "Kahveli Yaşam ve Sağlık Üzerine Etkileri" isimli bir kitap yazmıştım…Okumanızı tavsiye ederim…

Kahvenin içinde ne var?

Kafein, Klorojenik asitler, Diterpenler, Antioksidanlar, Melanoidler…

Kahve içince vücudumuzda ne oluyor?

80-300 mg kahve tek seferde alındığında;

10. dk – Kafein kan dolaşımına girer, kalp hızı artar ve tansiyon yükselmeye başlar.

20. dk – Kafein beyine ulaşır, kendimizi uyanık hisseder ve odaklanma artar, zihin daha farklı çalışır, kararlarımızı daha bilinçli veririz, beynimizin performansı artar.

30. dk – Kafein kanda pik seviyesine ulaşır, Adrenalin düzeyi artar, dikkat keskinliğimiz yükselir, göz bebekleri biraz büyür ve görme keskinliği artar.

40. dk – Mutluluk veren hormon “Serotonin” de artış oluşur. Fiziksel işleyişimiz canlanır ve kas kuvvetimiz artar.

60. dk – İdrara sık ve çok miktarda çıkma başlar, vücudumuzdan su, vitamin ve minerallerin atılımı artar.

2-4 saat – Kahvenin etkisi geçer, içmeden önceki halimize döneriz.

Kahve toleransı nedir?

Kahveyle ilk tanışan kişilerle düzenli kullanan kişilerdeki etkisi aynı değildir. Düzenli tüketildiğinde tolerans gelişir. İlk kez kahveyi kullanmaya başlayanlarda kafeinin etkinliği sıkça görülür, ancak düzenli tüketime devam edilirse 4. gün sonunda kan basıncı, kalp hızı, kandaki katekolamin ve renin düzeylerinde tolerans geliştiği görülür. Bu durum herkeste gelişecek diye bir durum yok…Metabolizma ve genetik yapıya göre değişebilir…  

Kahvenin etkisi kişisel midir?

Kişiseldir. Karaciğerimizde bulunan CYP1A2 sitokrom enzimi vasıtasıyla %70-80’i metabolize edilerek dimetilxantinler, paraxanthine, theobromine ve theophylline’e dönüşür. Bu enzim ile kafein %95 oranında kandan temizlenir. Ancak, bu enzimde polimorfizm vardır. Yani her kişide aynı şekilde etkinlik göstermez. Bu nedenle her kişide kafeinin metabolizma oranı ve metabolizma hızı değişkenlik gösterir. Kafeini hızlı metabolize edenler ve Yavaş metabolize edenler olarak iki ayrı grup vardır…%40-48 hızlı, %52-60 yavaş gruptandır…


Daha Fazla Bilgi için: Youtube : Prof. Dr. Ali AYYILDIZ - @prof.dr.aliayyildiz541f. Dr. Ali AYYILDIZ

Sünnet

Sünnet

Sünnet, İslam dini ve bazı diğer dinlerde yaygın olarak uygulanan bir gelenektir. Sünnet, erkek çocukların penislerinin uç kısmının cerrahi olarak kesilmesi veya sünnet olma işlemidir. 

İslam'da sünnet, Hz. Muhammed'in örnek alınması gereken bir davranışı olarak kabul edilir. Bu nedenle, Müslüman aileler genellikle erkek çocuklarını doğumdan sonra belirli bir yaşa gelene kadar sünnet ettirirler. Sünnetin kesin yaş sınırı ve yöntemi farklı kültürler ve mezhepler arasında değişebilir. Genellikle sünnet, bebeklik döneminde veya çocuğun 7 yaşına kadar yapılır. 

Sünnetin amacı, dinî ve kültürel bir uygulama olmasının yanı sıra hijyenik ve sağlık açısından da bazı faydalar sağlamaktır. Sünnet, idrar yolu enfeksiyonlarının riskini azaltabilir, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu etkisi olabilir ve bazı cilt problemlerinin önlenmesine yardımcı olabilir. Bununla birlikte, sünnetin tıbbi faydaları tartışmalıdır ve bazı sağlık kuruluşları, sünnetin kesinlikle gerekli olmadığı konusunda görüş bildirmektedir. 

Sünnet, çocuğun rızası olmadan yapılan bir cerrahi müdahaledir ve bu nedenle bazı eleştirilere de maruz kalır. Çocuk hakları savunucuları, sünnetin bedensel bütünlüğe müdahale anlamına geldiğini ve çocukların yetişkinliklerinde kendi kararlarını verebilecekleri yaşa kadar beklemeleri gerektiğini savunurlar. 

Sünnet, dinî ve kültürel bir uygulama olduğu için toplumlar arasında farklılık gösterir. İlgili yasalar ve uygulamalar ülkeden ülkeye ve hatta bölgeden bölgeye farklılık gösterebilir. Sünnetle ilgili daha fazla bilgi edinmek için kendi dini veya kültürel geleneklerinize uygun kaynaklardan faydalanmanız önemlidir.

Sünnet, farklı toplumlar ve kültürler arasında çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilir. İşte yaygın olarak bilinen sünnet tipleri: 

Cerrahi Sünnet: Bu, en yaygın sünnet yöntemidir. Cerrahi sünnette, penisin uç kısmı olan sünnet derisi (prepisyum) cerrahi olarak kesilir. İşlem, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilir ve doktor veya yetkin bir sağlık uzmanı tarafından yapılır. 

Geleneksel Sünnet: Bazı toplumlarda geleneksel yöntemlerle sünnet yapılır. Bu yöntemlerde, sünnet derisi çeşitli araçlar kullanılarak kesilir. Geleneksel yöntemlerde hijyenik şartlar bazen yeterli olmayabilir ve enfeksiyon riski daha yüksek olabilir. 

Sünnet Plastisi: Sünnet plastisi, sünnetin tamamen gerçekleştirilmediği bir prosedürdür. Penisin uç kısmındaki sünnet derisinin bir kısmı çıkarılır ve geri kalan kısım dikilerek şekillendirilir. Bu yöntemde sünnetin bazı sağlık faydaları korunurken, estetik açıdan da bir değişiklik sağlanmaya çalışılır. 

Laserle Sünnet: Bazı modern tıbbi yöntemlerde, lazer teknolojisi kullanılarak sünnet gerçekleştirilebilir. Lazerle sünnette, sünnet derisi lazerle kesilir ve kanama kontrol edilir. Bu yöntemde iyileşme süreci genellikle daha hızlıdır ve enfeksiyon riski azalabilir. 

Yukarıda bahsedilen sünnet tipleri, farklı kültürel ve tıbbi pratiklerle ilişkilendirilebilir. Her bir sünnet tipinin avantajları, dezavantajları ve riskleri olabilir. Sünnetle ilgili bir karar verirken, bu faktörleri göz önünde bulundurmak ve uygun sağlık uzmanlarından tavsiye almak önemlidir.


Metformin

 

Metformin 

Metformin, tip 2 diyabetin tedavisinde sıklıkla kullanılan bir ilaçtır. İşte metforminin yararları ve zararları hakkında bilgiler: 

Yararları: 

Kan şekeri kontrolü: Metformin, karaciğerin glikoz üretimini azaltarak ve vücut hücrelerinin insülini daha etkili bir şekilde kullanmasını sağlayarak kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Bu, tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünü iyileştirir. 

İnsülin direncinin azalması: Metformin, hücrelerin insüline karşı olan direncini azaltır. Bu, vücuttaki insülinin daha etkili bir şekilde kullanılmasını sağlar ve kan şekeri düzeylerini düşürür. 

Kilo kontrolü: Metformin, kilo kaybına yardımcı olabilir. Diyabetli bireylerde bazen kilo alma eğilimi vardır ve metformin bu durumu engellemeye yardımcı olabilir. 

Kardiyovasküler koruma: Metformin, kardiyovasküler hastalıkların riskini azaltabilir. Bazı çalışmalar, metformin kullanan tip 2 diyabet hastalarında kalp krizi ve inme riskinin azaldığını göstermektedir. 

Zararları: 

Sindirim sorunları: Metformin, mide bulantısı, karın ağrısı, ishal ve iştah kaybı gibi sindirim sorunlarına neden olabilir. Bu yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir, ancak bazı kişilerde daha ciddi olabilir. 

Laktik asidoz: Metformin kullanımı nadiren laktik asidoz denilen ciddi bir yan etkiye neden olabilir. Laktik asidoz, kanınızdaki laktik asit seviyelerinin yükselmesine bağlı olarak tehlikeli bir şekilde düşük pH seviyelerine yol açabilir. Bu durum nadirdir, ancak belirtiler arasında kas ağrısı, hızlı solunum, halsizlik ve kusma bulunabilir. 

B12 vitamini eksikliği: Uzun süreli metformin kullanımı, B12 vitamini emilimini etkileyebilir ve B12 vitamini eksikliğine neden olabilir. B12 vitamini eksikliği, anemi, sinir hasarı ve bilişsel sorunlara yol açabilir. 

Karaciğer sorunları: Metformin, nadiren karaciğer fonksiyon bozukluğuna neden olabilir. Özellikle karaciğer problemleri olan bireylerde dikkatli kullanılmalıdır. 

Metformin kullanırken ortaya çıkan herhangi bir yan etki veya endişe durumunda, bir doktora danışmak önemlidir. Sadece doktorunuz tarafından reçete edilen doz ve talimatları takip etmek önemlidir.

Vitamin

 

Vitaminler 

Vitaminler, vücudun normal işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli olan organik bileşiklerdir. Genellikle gıdalardan alınır ve birçok biyokimyasal reaksiyonun düzgün bir şekilde gerçekleşmesi için önemlidir. İnsanlar için gerekli olan 13 farklı vitamin vardır. İşte bu vitaminlerin bir listesi:

A Vitamini (Retinol): Görme, cilt sağlığı, kemik gelişimi ve bağışıklık fonksiyonu için önemlidir. Havuç, balık yağı, süt ürünleri gibi kaynaklarda bulunur.

B1 Vitamini (Tiamin): Karbonhidratların metabolizmasında rol oynar ve sinir sistemi sağlığı için önemlidir. Tahıl ürünleri, et, kurubaklagiller gibi kaynaklarda bulunur.

B2 Vitamini (Riboflavin): Enerji üretimi ve hücre fonksiyonları için gereklidir. Süt ürünleri, et, yeşil yapraklı sebzeler gibi kaynaklarda bulunur.

B3 Vitamini (Niasin): Enerji üretimi, sindirim sistemi ve sinir sistemi fonksiyonları için önemlidir. Balık, tavuk, et, süt ürünleri gibi kaynaklarda bulunur.

B5 Vitamini (Pantotenik Asit): Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında rol alır. Birçok gıdada bulunur, özellikle et, yumurta, süt ürünleri, brokoli gibi kaynaklarda mevcuttur.

B6 Vitamini (Piridoksin): Protein metabolizması, sinir sistemi fonksiyonları ve kan sağlığı için önemlidir. Et, balık, muz, patates gibi kaynaklarda bulunur.

B7 Vitamini (Biyotin): Yağ asidi metabolizması ve sağlıklı saç, cilt ve tırnaklar için önemlidir. Yumurta, balık, mantar gibi kaynaklarda bulunur.

B9 Vitamini (Folik Asit): Hücre bölünmesi, DNA sentezi ve hamilelikte bebek gelişimi için önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, turunçgiller gibi kaynaklarda bulunur.

B12 Vitamini (Kobalamin): Kırmızı kan hücresi üretimi, sinir sistemi sağlığı ve DNA sentezi için gereklidir. Et, balık, yumurta, süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklarda bulunur.

C Vitamini (Askorbik Asit): Bağışıklık sistemi, kollajen sentezi ve demir emilimi için önemlidir. Turunçgiller, kırmızı biber, brokoli gibi kaynaklarda bulunur.

D Vitamini (Kalsiferol): Kalsiyum ve fosfor emilimi, kemik sağlığı ve bağışıklık fonksiyonu için önemlidir. Güneş ışığı, balık yağı, süt ürünleri gibi kaynaklarda bulunur.

E Vitamini (Tokoferol): Antioksidan özelliklere sahiptir ve hücre zarlarının korunmasına yardımcı olur. Bitkisel yağlar, fındık, tohumlar gibi kaynaklarda bulunur.

K Vitamini: Kan pıhtılaşması ve kemik sağlığı için önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, karaciğer gibi kaynaklarda bulunur.

Bu vitaminlerin düzenli olarak yeterli miktarda alınması, sağlıklı bir yaşam için önemlidir. Ancak, vitamin eksiklikleri veya fazlalıkları sağlık sorunlarına neden olabilir, bu nedenle dengeli bir beslenme önemlidir. Herhangi bir sağlık sorunu veya vitamin takviyesi kullanma konusunda endişeleriniz varsa, bir sağlık uzmanına danışmanız önemlidir.

Soru ve Bilgilendirme İstekleriniz İçin: profdraliayyildiz@gmail.com



Kahve

Kahveli Yaşam ve Sağlık Üzerine Etkileri

Kahve uluslararası gözde bir içecek haline geldi…

Kahve mis gibi kokan kokusuyla, ağızda bıraktığı hoş tadıyla herkesi mest ediyor…

Her gün Kahve ile ilgili Butik Kafeler, Zincir Kafeler her yerde mantar gibi çoğalıyorlar…

Bu kadar kafe açılıyor, peki sağlığımıza ne kadar zararlı, ne kadar yararlı içtiğimiz kahveler, yakından bir bakalım….

Ben bilmeyenler için hatırlatayım, 2021 yılında kahveli yaşam ve sağlık üzerine yayınladığım bir kitap yazmıştım…Okumanızı tavsiye ederim…

Kahvenin içinde ne var?

Kafein, Klorojenik asitler, Diterpenler, Antioksidanlar, Melanoidler…

Kahve içince vücudumuzda ne oluyor?

80-300 mg kahve tek seferde alındığında;

10. dk – Kafein kan dolaşımına girer, kalp hızı artar ve tansiyon yükselmeye başlar.

20. dk – Kafein beyine ulaşır, kendimizi uyanık hisseder ve odaklanma artar, zihin daha farklı çalışır, kararlarımızı daha bilinçli veririz, beynimizin performansı artar.

30. dk – Kafein kanda pik seviyesine ulaşır, Adrenalin düzeyi artar, dikkat keskinliğimiz yükselir, göz bebekleri biraz büyür ve görme keskinliği artar.

40. dk – Mutluluk veren hormon “Serotonin” de artış oluşur. Fiziksel işleyişimiz canlanır ve kas kuvvetimiz artar.

60. dk – İdrara sık ve çok miktarda çıkma başlar, vücudumuzdan su, vitamin ve minerallerin atılımı artar.

2-4 saat – Kahvenin etkisi geçer, içmeden önceki halimize döneriz.

Kahve toleransı nedir?

Kahveyle ilk tanışan kişilerle düzenli kullanan kişilerdeki etkisi aynı değildir. Düzenli tüketildiğinde tolerans gelişir. İlk kez kahveyi kullanmaya başlayanlarda kafeinin etkinliği sıkça görülür, ancak düzenli tüketime devam edilirse 4. gün sonunda kan basıncı, kalp hızı, kandaki katekolamin ve renin düzeylerinde tolerans geliştiği görülür. Bu durum herkeste gelişecek diye bir durum yok…Metabolizma ve genetik yapıya göre değişebilir…  

Kahvenin etkisi kişisel midir?

Evet kişiseldir. Karaciğerimizde bulunan CYP1A2 sitokrom enzimi vasıtasıyla %70-80’i metabolize edilerek dimetilxantinler, paraxanthine, theobromine ve theophylline’e dönüşür. Bu enzim ile kafein %95 oranında kandan temizlenir. Ancak, bu enzimde polimorfizm vardır. Yani her kişide aynı şekilde etkinlik göstermez. Bu nedenle her kişide kafeinin metabolizma oranı ve metabolizma hızı değişkenlik gösterir. Kafeini hızlı metabolize edenler ve Yavaş metabolize edenler olarak iki ayrı grup vardır…%40-48 hızlı, %52-60 yavaş gruptandır…

Kahvenin sağlık yönünden yararları?

Kahvenin faydaları saymakla bitmez. Ekranda faydalarını sizler için göstermekteyim. Eğer sağlıklı bir beslenme ve yaşamla birlikte kahve alışkanlığı edinilirse sağlıklı ve uzun yaşama kadar giden bir yol bizi beklemektedir…

-İmmün sistemi düzenler

-Metabolik sendrom oranı azalır

-İnsülin direnci azalır

-Bronşları genişletir

-Kronik böbrek hastalığı gelişme riskini azaltır

-Sertleşme problemlerini azaltır

-Sinir sistemi için uyarıcıdır, nöroinflamasyonu azaltır, nörodejenerasyonu önler, depresyona iyi gelir

-Alzheimer’a yakalanma riskiniz azalır

-Psikomotor fonksiyonlar daha iyi hale gelir, ruh hali ve bilişsel fonksiyonlar iyileşir

-Parkinson hastalığı riskini azaltır

-Detoksifikasyon yapar

-Ağrıyı azaltır

-Uzun süreli bellek fonksiyonlarında iyileşmeyi arttırır

-Yorgunluğu azaltır

-İnme riskini azaltır

-Nöron koruyucudur

-Oksidatif stresi ve İnflamasyonu azaltır

-Antioksidan düzeyi arttırır

-Şeker ve Yağ metabolizmasına olumlu katkıları bulunur

-Pıhtılaşma riskini azaltır

-Endotel fonksiyonlarını düzeltir, kalp krizi riskini azaltır

-Metabolizma hızı artar

-Endometriozis riski azalır

-Kanser gelişme riskini azaltır

-Karaciğeri korur

-Barsak hareketlerini hızlandırır, kabızlık ve ishale neden olmaz

-Barsak Mikrobiyatasını olumlu etkiler

-Yaşlanma hızını yavaşlatır

Kahve sadece masa başı içeceği değildir…Sağlığa iyi gelir….

Kahvenin sağlık yönünden zararları?

Kahvenin aslında dikkatli ve yerinde kullanıldığında zararı yoktur. Yemeklerle birlikte alınmamalıdır. Demir emilimini engeller. Kan homosistein düzeyini arttırır. Böbrekten vitaminlerin geri emilimini engelleyebilir. Günde 3 kupa geçildiğinde üreme sağlığı etkilenebilir. Bazı kişilerde çarpıntı, aritmi, anksiyete, ses titremesi, uykuya dalmakta zorlanma olabilir. Epilepsi hastalarında önerilmez. Metabolizması yavaş olanlar, Kontrolsüz kan basıncı olanlar ve ilaç kullanan kişiler doktoruyla görüşüp kahve için doz ayarlaması yapabilir. Hamilelikte günde 3 kupadan fazla kahve içilirse anomali çocuk riski artar.

Kemik ve Diş Sağlığı, Osteoporoz ve Romatoid Artrit ile kahve tüketimi arasında ikilemli sonuçlar bulunmakta…

Bilimsel verilere dayalı olarak, yetişkinler günde 200-300 mg (2-3 kupa), küçük çocuklar ve gebeler günde 100-200 mg (1-2 kupa) içebilir. Bunlar standart kullanımda böyledir. Kişi kahveyle birlikteliğine ve ne kadar kullanabileceğine kendi yaşam biçimiyle ve kahvenin verdiği tepkiyle karar verecektir…Ancak 5-7 kupayı geçmemek ve kahveyi çok hızlı içmemek sağlık için uygun olur…Aşırıya kaçıldığında kafein zehirlenmesi gelişebilir…

İlaçlarla etkileşimi vardır…

Kahvenin içine süt ilave edilebilir, şeker, krema, yağ ve alkol sağlıklı beslenme alışkanlığını kötü yönde etkilediği için önerilmez…

Ayrıca kahve tüketenlerde diğer farklı alışkanlıklar da birlikteyse kahvenin yararlı etkileri kaybolmaktadır…

Sonuç olarak Filtre Kahve iyidir ve Sağlığa iyi gelir…

Her gün 3 kupa filtre kahve için….

Yemeklerden 1,5-2 saat önce veya sonra…

Diğer çeşitler için de zaman zaman denemeler ve beslenmesine dikkat edenler için kaçamaklar yapabilirsiniz… 



Sarılmak

Sarılmak 

Sarılmak, birbirine yakınlık, sevgi ve sıcaklık göstermenin yaygın bir yolu olan fiziksel bir eylemdir.

Birini sarılmak, duygusal bağları güçlendirebilir, rahatlama ve güven hissi sağlayabilir ve iletişimi artırabilir.

Sarılma, insanlar arasında olumlu duygusal etkileşimleri teşvik eden ve mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin ve oksitosin gibi kimyasalların salınımını tetikleyen bir etkileşimdir.

Sarılmak, yakın ilişkilerde sevgi, dostluk veya destek ifadesi olarak kullanılır.

Aile üyeleri, arkadaşlar veya romantik partnerler arasında sık sık sarılma yaşanır.

Sarılmak, birine moral vermek, üzüntü veya stres anlarında destek olmak veya bir başarıyı kutlamak gibi çeşitli amaçlarla da gerçekleştirilebilir.

Ancak sarılma, her zaman uygun olmayabilir veya herkesin tercih ettiği bir davranış olmayabilir.

Herkesin kişisel sınırları ve tercihleri vardır, bu nedenle başkalarını sararken onların rızasını ve konforunu gözetmek önemlidir.

İzin almadan veya kişinin rahatsızlık duyduğunu belirttiği durumlarda sarılmamak daha uygun olabilir.

Unutmayın ki her kültürde sarılma normları farklı olabilir.

Bazı kültürlerde sarılma daha yaygın ve kabul edilebilirken, diğer kültürlerde daha fazla kişisel mesafe ve dokunmaktan kaçınma tercih edilebilir.

İnsanların tercihlerini ve sınırlarını saygı duymak önemlidir.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki:


Sarılmak
kişinin kişisel alanına girmektir…

Yapılan araştırmalara göre Sarılmanın etkileri:

- Endorfin, oksitosin hormonu salgılanır.

- Endorfin kuvvetli bir ağrı kesicidir ve mutluluk verir.

- Oksitosin, doğum ve emzirmeye yardımcı olan bir hormondur, aynı zamanda mutluluk verir.

- Cinsel isteği de arttıran dopaminin salgılanmasına yardımcı olur.

- Bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve sizi hastalıklara karşı çok daha güçlü bir hale getirir.

- Ağrı ve acı seviyeniz azalır. 

- Stresi ve kaygıyı azaltır.

- Oksitosin olumlu düşünmeyi uyandırır ve böylelikle gündelik sorunlarınızın üstesinden daha rahat gelirsiniz.

- Yüksek kan basıncının azalmasına katkıda bulunur.

- Yalnızlık ve değersizlik duygusu azalır.

- Hem fiziksel hem ruhsal rahatlatma gerçekleşir…

- Sarılma bir terapidir, aynı zamanda moral ve motivasyonu arttırır…

Bağışıklık

 

Bağışıklık Sistemi ve Beslenme 

Beslenme ve Bağışıklık arasındaki ilişkinin bütünü arasında büyük bir boşluk var….Halen tanımlanamamış kavramlar ve durumlar var….

Daha önceki videolarımda da belirttiğim gibi kişisel besinler, beslenme durumu ve besinlerin içerikleri bağışıklık sistemi için oldukça önemlidir… 

Bağışıklık diğer adıyla immün sistem bir çok komponentten oluşmaktadır:

Bunlar:

-Cilt, barsak mukozal membranları gibi fiziksel bariyerler, 

-Mikrobiyota, 

-Makrofaj fonksiyonları ve polarizasyonda olduğu gibi doğal immün sistem,

-T ve B hücre fonksiyonları gibi kazanılmış immün sistem fonksiyonları…  

Bunlara ilaveten, bağışıklık sistemi de beslenme metabolizmasını ve ihtiyaçlarını, gıdaya verilen fizyolojik yanıtı etkiler. Bu döngü devamlı olarak korunmalıdır… 

Bu nedenle, beslenme, diyet ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişki önemlidir… 

Hamilelik, gençler, çocuklar, erişkinler, yaşlılar, erkekler, kadınlar, kronik hastalıklar, metabolik sendrom, allerji, inflamatuvar hastalıklar, otoimmün hastalıklar… 

Beslenme ve Bağışıklıkla İlişkili Hastalıklar Riski

Gebelikten yaşlılığa kadar değişen yaşam süresi boyunca beslenme; alerjik hastalıklar, kanser, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi bir çok bulaşıcı olmayan hastalıkların gelişiminde, yönetiminde ve tedavisinde önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. 

Eksik veya aşırı beslenme ve yanlış beslenme bağışıklık sisteminde defektlere yol açar. Bağışıklık sistemine uygun beslenme modelleri hastalık risklerini azaltır. 

Batı tipi beslenmede daha çok olmakla birlikte yüksek kalorili, yağlı ve şekerli beslenme, düşük lif alımı ve dengesiz yağ asidi bağışıklık sisteminin doğru çalışmasını engeller. Allerjik ve İnflamatuvar hastalıklar artar.  

Önemli birkaç hususu dile getireceğim:

1- Allerjik Hastalıklar

Alerji, gıdalar veya çevresel maruziyetler gibi bir dizi alerjenle karşılaşmaya özgü, bağışıklık aracılı bir reaksiyondur. Bağışıklık sistemi önemli rol oynar.

Hemen hemen her organda ortaya çıkabilir ve anafilaksi ve şok, ürtiker, anjioödem, alerjik rinokonjonktivit, alerjik astım, alerjik vaskülit ve atopik dermatit (egzama) gibi bir dizi semptom başlatabilir.

En yaygın dört alerjik hastalık; egzama, gıda alerjisi, astım ve rinit…

Günümüzde neredeyse her bireyde maalesef alerjik hastalıklardan en az bir tanesi yer almaktadır… 

Alerjik reaksiyonlarda, hem hücresel mekanizmalar hem de doğal ve kazanılmış bağışıklık sisteminin aktif rolü bulunmaktadır. 

2-Genel Diyet

Özellikle bebeklik döneminde tek tip beslenmeden ziyade beslenme çeşitliliğinin arttırılması alerjilerin önlenmesinde veya azaltılmasında etkindir.

Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi bu görüşü destekler. Besin çeşitliliğinin arttırlması sonucunda alerjiye bağlı düşük veya sıfır zarar riski söz konusudur. 

Ayrıca vücut mikrobiyotasını da olumlu etkiler. Alerjenlere immüntolerans artar. Bebeklik çağındaki bu tarz beslenme yaşamın ilk on yılında da gıda alerjisi gelişme riskinin azalmasıyla sonuçlanır. 

Hamilelik Döneminde Akdeniz tipi veya Alkali Beslenme ile diğer beslenme modelleri karşılaştırıldığında Alkali beslenmenin doğan bebeklerde hırıltılı solunumu veya egzamayı azaltabileceğine dair bazı kanıtlar gösterilmiştir. 

3-Omega-3 ve Omega-6

Bağışıklık sistemindeki sinyal moleküllerinin sentezi için önemlidir. 3/1 (Omega 6 / Omega 3) oranında dengeli olarak alınmalıdır. Çoklu doymamış yağ asitlerindendir. Özellikle vücudumuzda üretilmeyen bu yağ asitleri besinlerle alınmalı eğer mümkün değilse takviye edici gıdalarla beslenmeye ilave edilmelidir.

Hücre zarlarının en önemli unsurunu oluştururlar. Çeşitli bağışıklık hücre tiplerinin zenginleşmesine yol açarlar. Alerjiyi önlemede etkindirler. 

Alkali Beslenmeyle beslenen annelerin sütünü yeterli miktarda alan bebeklerde alerji riskinde ve gıda alerjilerinin gelişiminde azalmayla ilişkilidir. Anne sütü alan ve beslenme çeşitliliği sayısı mikrobiyota kompozisyonunu da doğrudan etkiler. 

Omega 3 ağırlıklı beslenme; immün defekte bağlı hastalıklar ve otoimmün hastalıkların önlenmesinde veya azaltılmasında temel etkenlerden biridir. 

4-Lif 

Meyvelerin, sebzelerin ve tahılların sindirilemeyen kısımları olan lifler, fermantasyon yoluyla insanlarda, temel besin maddeleri olan kısa zincirli yağ asitlerinin üretimine yol açar. Barsaktaki bakteriler için önemli bir enerji kaynağını oluşturur.

Lifler; epitelyal bariyer fonksiyonunu artırır, patojen kaynaklı sitotoksisiteyi inhibe eder ve hastalık yapıcı bakterilerle kolonizasyonu önleyerek bağırsak sağlığını korur. Barsak mikrobiyal çeşitliliğin olumlu yönde artmasına katkıda bulunur.

Sadece barsak sağlığı değil aynı zamanda çeşitli organlarımızdaki neredeyse tüm hastalıkların iyileşimine de katkı sağlar. 

Alkali veya Akdeniz diyetini (30 g lif/gün) uygulayan kişilerde tip-2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve metabolik sendrom riski daha düşüktür. Lifler sayesinde barsak sağlığının optimum hale geldiğini unutmayalım. Bu olumlu etki; KC, Akciğer ve Beyin sağlığını da olumlu etkiler. İmmün sistem aracılı hastalıkların gelişimini azaltır. 

Bununla birlikte, tek beden gibi her beslenme ve lif modelleri herkese uymayabilir, buna doktorunuz veya diyetisyeninizle birlikte orta ve uzun vadeli yaklaşımlarla, deneyipleyip görmekle karar verilebilir. Bazı kişilerde gaz, mide ağrıları, kabızlık ve ishal görülebilir. Bu nedenle bireysel alkali beslenme modeli uygulanmalıdır. 

Bağışıklık Sistemi vücudumuzdaki tüm sistemlerin temeliyle bağlantılıdır ve bu nedenle günlük veya kişiselleştirilmiş beslenme bağışıklık sistemini etkilediğinden dolayısıyla vücudumuzdaki tüm sistemlere de iyi veya kötü yönde etkisi bulunmaktadır. Bağışıklık sisteminin normal çalıştırılması önemlidir…

Ekranda bebeklik, çocukluk, ergenlik, erişkinilk ve yaşlılık dönemine ait immün sistemi normla olarak çalışmasını sağlayan diyet örnekleri bulunmaktadır… 

İmmün sistem, vücudumuzun hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı savunma mekanizmasıdır. Beslenme ise sağlıklı bir immün sistem için önemli bir faktördür. Sağlıklı bir beslenme düzeni, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olabilir ve hastalıklara karşı daha dirençli olmanızı sağlayabilir. 

İşte immün sistemi desteklemek için beslenmeyle ilgili bazı önemli noktalar:

Yeterli ve dengeli beslenme: Çeşitli besin öğeleri ile zenginleştirilmiş bir diyet benimsemek önemlidir. Protein, vitaminler (A, C, D, E), mineraller (çinko, demir, selenyum) ve omega-3 yağ asitleri gibi besin öğeleri, immün sistemin sağlığı için önemlidir. 

Meyve ve sebze tüketimi: Renkli meyve ve sebzeler, antioksidanlar ve diğer besin maddeleri açısından zengindir. Bu besinler, serbest radikallerle savaşarak immün sistemi destekleyebilir. Her gün farklı renkte meyve ve sebzeler tüketmeye çalışın. 

Probiyotikler: Probiyotikler, bağırsak florasının sağlıklı olmasına yardımcı olan yararlı bakterilerdir. Yoğurt, kefir, turşu gibi fermente gıdalar probiyotik açısından zengin kaynaklardır. Bağırsak sağlığının immün sistemi üzerinde büyük bir etkisi vardır.

İyi yağlar: Sağlıklı yağlar, omega-3 yağ asitleri içerir ve iltihaplanmayı azaltabilir. Somon, avokado, zeytinyağı gibi besinlerden omega-3 yağ asitleri alabilirsiniz. 

Bol su tüketimi: Vücudun hidrasyon seviyesini korumak, bağışıklık sistemi için önemlidir. Günde en az 8-10 bardak su içmeye çalışın. 

Şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçınma: Şekerli ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi, bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Bunun yerine doğal ve taze besinlere yönelmeye çalışın. 

Beslenmenin yanı sıra, düzenli egzersiz yapmak, yeterli uyku almak, stresten uzak durmak ve sigara/alkol gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınmak da immün sistemi güçlendirmede önemli faktörlerdir.

Ancak unutmayın ki, beslenme ve yaşam tarzı seçimleri tek başına hastalıklara karşı bağışıklık sağlamaz. Eğer ciddi bir sağlık sorununuz varsa veya bağışıklık sisteminizle ilgili endişeleriniz varsa, bir sağlık uzmanına danışmanız önemlidir.

Sağlıklı Beslenme Modelleriyle Bağışıklık Sistemimizi Koruyalım…